Geçtiğimiz perşembe günü Hazine ve Maliye Bakanlığı, uluslararası sermaye piyasalarında 6 yıl vadeli, 2,75 milyar dolar tutarında bir sukuk, yani kira sertifikası ihracı gerçekleştirdi.
Kira sertifikasının kira oranı yüzde 6,70, getiri oranı ise yüzde 6,75 olarak açıklandı.
İhracın yüzde 65'i Orta Doğu, yüzde 20'si Birleşik Krallık, yüzde 9'u ABD, yüzde 4'ü diğer Avrupa ülkeleri, yüzde 2'si ise Türkiye ve diğer ülkelerdeki yatırımcılara satıldı.
Bu işlemle birlikte Hazine, 2026 yılında uluslararası piyasalardan toplam 10,7 milyar dolarlık finansman sağlamış oldu.
Görüldüğü gibi, kira sertifikalarının yüzde 98'i yabancı yatırımcılara satıldı. Hamdolsun, adına faiz demiyoruz. Ama yatırımcıya düzenli bir getiri sağlıyoruz.
Peki, nedir bu sukuk?
Kâğıt üzerinde "İslami finansman modeli" olarak tanımlanıyor. Gelin, uygulamadaki karşılığına bakalım.
Hazine ve Maliye Bakanlığı, mülkiyeti kendisine ait bazı kamu taşınmazlarını, yine kendisinin kurduğu Hazine ve Maliye Bakanlığı Varlık Kiralama AŞ'ye devrediyor.
Ardından aynı taşınmazları bu şirketten kiralıyor ve kira ödemeye başlıyor.
Şirket de "sukuk" adı verilen kira sertifikalarını ihraç ediyor. Hazine'nin ödediği kiralardan elde edilen gelir de yatırımcılara dağıtılıyor.
İhraçtan elde edilen para ise tekrar Hazine'ye aktarılıyor.
Şimdi asıl soru şu:
Mülkiyeti size ait olan bir taşınmazı önce kendi kurduğunuz şirkete devredip, ardından aynı taşınmaz için neden kira ödersiniz?
İşte sukukun özeti tam da budur.
Hazine doğrudan borçlanırsa bunun adı faiz oluyor.
Aynı finansman ihtiyacı, sukuk üzerinden sağlanınca adı kira oluyor.
Peki yatırımcı neden bu kira sertifikalarını alıyor?
Çünkü alternatif yatırım araçlarına göre daha yüksek getiri sunuyor.
Sonra da "İhraca 2,5 kat talep geldi" diye övünüyoruz.
Elbette gelir.
Yüksek getiri veriyorsunuz.
Üstelik gelir vergisi stopajı da sıfır.
Bir başka soru...
Kendi taşınmazınıza ödediğiniz kira rayiç bedel üzerinden mi hesaplanıyor?
Hayır.
Yatırımcıya cazip getiri sağlayacak seviyede belirleniyor.
Daha da önemlisi, bütçe analizlerinde yalnızca faiz giderlerine odaklanıyoruz.
Oysa sukuk kapsamında yapılan kira ödemeleri de sonuçta kamu bütçesinden çıkan finansman maliyeti.
Ancak bu kalemler klasik faiz giderleriyle birlikte değerlendirilmiyor.
Üstelik bütçedeki kira giderlerinin tamamı üçüncü kişilerden kiralanan kamu binalarına ait değil.
Bir kısmı, işte bu sukuk mekanizmasının sonucu.
Borç istatistiklerine baktığınızda da benzer bir tabloyla karşılaşıyorsunuz.
Çünkü Hazine, kendi taşınmazlarını dayanak göstererek finansman sağlamış görünüyor.
Özetle...
Açıklanan borç başka...
Açıklanan faiz başka...
Ekonomik gerçeklik ise bambaşka.
Ey sukuk...
Sen nelere kadirsin.
Faizin bile adını değiştirdin.
Şimdi isterseniz son cümleyi hiç okumamış olun, kafanızı çok karıştırmayalım, kapatın gözlerinizi.
Çünkü sukuk denilen şey, ekonomik sonucu itibarıyla, yatırımcı açısından faiz benzeri bir getiri sağlayan bir finansman yöntemidir.