İstifa etmek başka, kaçmak başka...
Bir teknik adamın istifası bazen onurlu bir duruştur, bazen bir protestodur, bazen de yenilginin sıcaklığıyla verilmiş duygusal bir karardır.
Trabzonspor Teknik Direktörü Fatih Tekke’nin geçtiğimiz günlerde canlı yayında açıkladığı istifa kararı da bu nedenle yalnızca bir görev bırakma kararı olarak değerlendirilemez.
Çünkü ortada bir istifadan daha fazlası var.
Sorumluluk almakla, sorumluluktan vazgeçmek arasındaki o ince çizgi var.
Ben, Fatih Tekke’nin Trabzonspor’a uzun yıllar teknik adam olarak hizmet edeceğine inananlardanım.
Futbolculuk döneminden gelen uluslararası deneyimini teknik direktörlük kariyerine de taşıyan Tekke; oyun disiplini, taktik anlayışı ve genç oyuncularla çalışmasıyla gelecek vadeden bir teknik adam.
Tam da bu nedenle Avrupa Ligi’ne erken veda sonrasında gelen istifası beni şaşırttı.
TEKKE’NİN ÇIKARMASI GEREKEN DERS
Fatih Tekke, Avrupa macerasının erken bitmesinin sorumluluğunu üzerine aldı.
Bu, Türk futbolunda az rastlanan bir davranış olduğu için kıymetlidir.
Ancak sorumluluk almak ile sorumluluktan çekilmek arasında ince ama önemli bir çizgi vardır.
İstifa, meydan okumadır.
Kaçış değildir.
Hele birlikte yola çıktığınız insanları, sezonun daha başında yarı yolda bırakmak hiç değildir.
Trabzonspor yönetiminin gece yarısı yaptığı açıklamayla Tekke’nin istifasını kabul etmemesi bu açıdan doğru bir refleks oldu.
Bir kötü gecenin duygusuyla verilen karar, bir kulübün geleceğini belirlememeli.
İSTİFA BİR MÜESSESEDİR
Trabzonspor’un efsane isimlerinden Özkan Sümer’in “İstifa bir müessesedir ve gerektiğinde çalıştırılmalıdır” sözü, aslında meselenin özünü anlatıyor.
Rahmetli Özkan Sümer’in istifaları hiçbir zaman bir kaçış değil, sisteme çekilen bir ihtar çizgisiydi.
O, gerektiğinde sistemle arasına mesafe koydu.
Sonuç odaklı anlayışa, futbolun adaletsizliklerine ve günü kurtarma telaşına karşı durdu.
2003 yılında Trabzonspor başkanlığından ligin henüz ikinci haftasında istifa ettiğinde de bu duruşu sergiledi.
Hakem kararlarını ve federasyonun büyük takımları koruyan yapısını protesto etmek amacıyla koltuğu bıraktı.
O dönem yaptığı açıklamada, “Biz adalet arıyoruz ama bu düzende adaleti savunması gerekenler adaletsizliğin kaynağı olmuş durumda. Bu tiyatronun bir parçası olmayacağım” diyerek Türk futbol tarihinin dikkat çeken istifalarından birine imza attı.
İşte istifa ile kaçış arasındaki fark tam da burada başlıyor.
RIDVAN DİLMEN ÖRNEĞİ
Fatih Tekke’nin kararı, yıllar önce Rıdvan Dilmen’in Fenerbahçe teknik direktörlüğünden ayrılışını da hatırlatıyor.
1999-2000 sezonunda ligde namağlup ilerleyen Fenerbahçe, UEFA Kupası’nda MTK’ya elenince Dilmen istifa etmişti.
“Fenerbahçe’ye zarar vermek istemiyorum” düşüncesiyle alınmış bir karardı.
Niyet belliydi.
Takıma daha fazla zarar vermemek.
Ama bazen takıma verilen en büyük zarar, kötü niyetle değil, iyi niyetle alınan yanlış kararlardan gelir.
KOLTUK DEĞİL, İSTİKRAR
Türk futbolunda teknik direktör koltuğu ne yazık ki en çabuk tüketilen makamlardan biri.
Kazandığınızda kahramansınız, kaybettiğinizde suçlusunuz.
Bir maçın sonucu, bazen aylarca verilen emeğin önüne geçebiliyor.
Oysa takım kurmak; sabır, güven ve zaman ister.
Ertuğrul Doğan yönetimi, Fatih Tekke ve Trabzonspor taraftarı aynı hedefte buluşabiliyorsa, bundan sonrası için ihtiyaç duyulan şey bellidir: İstikrar!
Fatih Tekke’nin istifası belki bir gecenin duygusuydu.
Ama Trabzonspor’un geleceği bir gecenin duygusuna bırakılamayacak kadar değerlidir.
İstifa gerektiğinde kullanılacak bir müessesedir. Fakat ne zaman istifa edileceğini bilmek kadar, ne zaman kalıp mücadele edileceğini bilmek de teknik adamlığın sorumluluğudur.
Fatih Tekke için şimdi yapılması gereken, o gecenin hayal kırıklığını geride bırakmak ve başladığı işi tamamlamaktır.
Futbolda bazen bir maç kaybedersiniz, yanlış kararla bir sezonu.
Trabzonspor’un bugün ihtiyacı olan şey istifa değil, istikrardır.