Gençlerbirliği-Fenerbahçe maçının ardından hakem kararları yine gündemin başına oturdu.
Fenerbahçe'nin yediği ilk gol öncesinde Guendouzi'ye yapılan faul, Fenerbahçe lehine çalınmayan iki net penaltı ve yayıncı kuruluşun tartışmalı pozisyonları yeterince göstermemesi konuşuldu.
İsmail Kartal'ın teknik direktörlüğü yerden yere vuruldu.
Kartal’a sıfır puan veren de oldu, derhal gönderilmesi gerektiğini söyleyen de...
Bazı neticeler, kaybettirdiğinden çok öğrettikleriyle değerlidir.
Gençlerbirliği mağlubiyetinin Fenerbahçe için böyle bir anlam taşıdığını düşünüyorum.
Yönetimin, teknik heyetin, futbolcuların ve hatta taraftarın bu mağlubiyetten çıkaracağı çok ders var.
Belki de 12 yıllık şampiyonluk hasretinin sona ermesi için Fenerbahçe'nin henüz yolun başında böyle bir uyarıya ihtiyacı vardı.
Ama Eryaman'da asıl ağır olan, Fenerbahçe'nin kaybettiği üç puan değildi.
Bir çocuğun karşısında insanlığımızın sınandığı andı.
EL KADAR ÇOCUK, KOSKOCA BARBARLIK
Üç-dört yaşında...
El kadar bir çocuk.
Üzerinde tuttuğu takımın forması var.
Dünyası henüz puan cetvelinden, şampiyonluk yarışından, transferlerden, hakemlerden ve üç puandan habersiz.
Ama bir yetişkin, o küçücük dünyanın üzerine kendi öfkesini boca ediyor.
Gençlerbirliği tribünlerinde üzerinde Fenerbahçe forması var diye Ş.A. adlı kişinin minik Göktuğ Alımcı'ya gösterdiği tepkiyi hep birlikte gördük.
Görüntülerde her şey ayan beyan ortada.
Daha da acısı...
Yaklaşık 11-12 yaşlarında başka bir çocuk, o koca adamın beline sarılarak onu durdurmaya çalışıyor.
Belki oğlu...
Belki yeğeni...
Belki kardeşi...
Bilmiyorum.
Ama bildiğim bir şey var:
Bir çocuk, bir yetişkinin öfkesine karşı başka bir çocuğu korumaya çalışıyor.
O görüntü, çocuklara nasıl bir dünya bıraktığımızın fotoğrafıdır.
Bu tavrı yalnızca holiganlık kelimesiyle açıklamak da mümkün değil.
Bir futbol formasını düşmanlık sebebi sayacak kadar kontrolden çıkan bir öfke, sadece tribün cezasıyla geçiştirilemez.

POLİSTEN İNSANLIK DERSİ
Görüntülerin en ağır anının hemen ardından, belki de gecenin en güzel görüntüsü geldi.
Polis memuru, minik Göktuğ'u kucağına aldı.
Onu bir güvenlik görevlisi gibi değil, bir baba gibi sardı.
Yanağından öptü.
Çocuğu yaşadığı gerilimden uzaklaştırmaya çalıştı.
Göktuğ'un şaşkınlığı yüzünden okunuyordu.
O küçücük yüz, yetişkinlerin anlamsız öfkesine tanık olmuştu.
Ama o polis memurunun şefkati, korkunun üzerine bir örtü gibi serildi.
O sırada gerçek Gençlerbirliği taraftarlarının yaptığı da futbolun olması gereken halini gösterdi.
Çocuğun dikkatini başka yere çekmek için onunla çak yaptılar.
Polis memuru da Göktuğ'un formasını adeta bir oyun oynar gibi üzerinden çıkardı.
ÖMÜR BOYU TRİBÜNDEN MEN
Bunun izahı yok.
Cezalar mutlaka caydırıcı olmalı ve uygulanmalı.
Eryaman Stadı'ndaki bu görüntüler bir milat olmalı.
Çünkü çocukların formasına, takımına, rengine tahammülsüzlük futbolun değil, toplumun problemidir.
Bu nedenle benzer davranışların ömür boyu tribünlerden menle cezalandırılması gerektiğini düşünüyorum.
GENÇLERBİRLİĞİ'NE MAL EDİLEMEZ
Yaşananları Cumhuriyetimizle yaşıt Başkent temsilcisine mal etmek de haksızlık olur.
Kulüp, olayın ardından gereken refleksi gösterdi.
Yaşananları en sert dille kınadı.
Minik Göktuğ'u en kısa sürede tesislerinde ağırlamak istediğini kamuoyuyla paylaştı.
Gerçek Gençlerbirliği taraftarının tribünde verdiği tepki de kulübün açıklaması da gösterdi ki, bu barbarlığın karşısında duran büyük bir çoğunluk var.
Gençlik ve Spor Bakanı, İçişleri Bakanı ve Ankara Emniyet Müdürü'nün gösterdiği hassasiyet de ayrıca önemli.
Çünkü mesele artık bir kulübün ya da bir maçın meselesi değildir.
Mesele çocuklarımızdır.
FENERBAHÇE'DEN DAVET
Fenerbahçe yönetimi de yaşananlara kayıtsız kalmadı.
Sarı-lacivertli kulüp, minik taraftar Göktuğ Alımcı ve babası Selami Alımcı ile iletişime geçti.
Göktuğ ve ailesinin Olimpik Lyon karşılaşmasında misafir edileceği açıklandı.
Emniyet mensuplarına teşekkür edildi.
Ancak açıklamanın benim için en kıymetli bölümü başka bir cümleydi:
“Futbolun rekabeti sahada kalmalıdır.”
Ne kadar basit...
Ne kadar büyük...
Çocukların takımlarına duyduğu sevgiye, yaşadığı heyecana ve renklerine olan bağlılığına her koşulda saygı gösterilmesi gerektiğinin altını çizdi Fenerbahçe yönetimi.
FUTBOLU YENİDEN İNSANLAŞTIRMAK
Tribünlerde yaşanan dönüşüm elbette bir günde olmadı.
Bir günde de bitmeyecek.
Ama belki Eryaman Stadı'nda yaşanan bu talihsiz olay, yıllardır büyüklerimizden dinlediğimiz ve artık bize masal gibi gelen o eski futbol kültürünü yeniden hatırlamamız için bir başlangıç olur.
Futbolcuların maçtan sonra birbirinin elini sıktığı...
Kaybedenin kazananı alkışladığı...
Çocukların tribünde rakip takım formasını giyebildiği...
Futbolun doksan dakika olduğu, dostluğun ise doksan dakikaya sığmadığı günler...
Belki hepsi geçmişte kaldı.
Ama geçmişte kalması, bir daha yaşanamayacağı anlamına gelmez.
Bunun için önce zihinleri onarmamız gerekiyor.
SON SÖZ
Hepimize düşen görev belli:
Çocukların tribüne korkuyla değil, sevinçle bakacağı bir futbol iklimi yaratmak zorundayız.
Maçlar kaybedilir.
Bir sezon kötü geçer.
Şampiyonluk hasreti bir yıl daha uzar.
Bunların hepsinin telafisi vardır.
Ama bir çocuğun insanlara olan güvenini kaybetmesinin telafisi yoktur.
Maçların skorları, hakemlerin kararları unutulur.
Ama Göktuğ'un maruz kaldığı barbarlık unutulmamalı.
Futbolumuzun en büyük zaferi, bir çocuğun tribünde korkmadan büyüyebilmesidir.
Mağlubiyetlerin telafisi var.
Ya insanlığın?