FETÖ okulu iddiası bakanla İmamoğlu’nu karşı karşıya getirdi

İstanbul’un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı, CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu, 445 gündür cezaevinde. İBB Davası yargılamaları devam ettikçe, bazı sanıkların yaptığı açıklamalar izleyenleri, bu konuda haberleri okuyanları da ağlatıyor. Önceki gün savunma yapan Medya A.Ş Genel Müdürü Pınar Türker’in ağlayıp, ağlattığı gibi.

Ekrem Bey’in babası Hasan İmamoğlu’nun 1967’de kurduğu şirkete kayyım atandı. Oğlu cezaevinde binlerce yıl hapis istemiyle yargılanırken, babanın rahat olması mümkün mü? Geçen hafta Prof. Dr. Bingür Sönmez tarafından yeniden anjiyo yapıldı. İnsan sıkıntı içinde olduğunda kalbinin daraldığını, hatta kriz geçirdiğini hissediyor. Hasan Bey de zor günler geçiriyor. O yüzden sıkça kalbini kontrol ettiriyor.

KILIÇDAROĞLU SÖYLEYİNCE

Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Yusuf Tekin, HaberTürk Televizyonunda 2025’te Mehmet Akif Ersoy’un sorularını cevaplandırırken, “Türkiye’de ilk FETÖ okulu olan Özel Gülbahar Hatun Kolejini 1997 yılında İmamoğlu’nun şirketi açmıştı” dedi. Bunun üzerine, İmamoğlu ailesi, Bakan hakkında 50 bin liralık tazminat davası açtı, dava sürüyor. İmamoğlu’nun avukatı Kemal Polat, davanın ikinci duruşmasının Ekim ayında olduğunu söyledi.

Mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu, 30 Mayıs’ta Halkla Bayramlaşma Programında “Partinin içine sızmış FETÖ ajanlarından” söz etti. Birçok mecrada, İmamoğlu’nun FETÖ okulu açtığı iddiası yine gündeme geldi. Ekrem İmamoğlu, bunun doğru olmadığını kısaca açıkladı. Bu konuyu, Baba Hasan İmamoğlu’na sordum. Belgelerle bu konuyu şöyle açıkladı:

BU BÜYÜK BİR YALAN

“Ailemizin bir FETÖ okulu açtığı büyük bir yalan. 1989 yılında aile fertleriyle birlikte eğitim yatırımları yapmak amacıyla Trabzon’da İMAŞ isimli şirket kurduk. Yine aynı yıl Trabzon Akçaabat, Yıldızlı’da ailemize ait 10 bin metrekarelik alanda yatırımı başlattık. Amacımız Karadeniz’de bölgenin en büyük ve iyi eğitim veren kolejini kurmaktı. Ancak kaba inşaatı bitirdiğimiz 1993 yılında hiç beklenmedik dış kaynaklı bir kriz oldu. Biz de iş yaptığımız alanlarda bütün Türkiye gibi o krizden olumsuz etkilendik ve aynı yıl inşaatı durdurduk.

O dönem kaba inşaatı bitmiş halde yatırımın satışı için arayışa girdik. Bina için FETÖ’den bize bir teklif gelmediği gibi bizim de FETÖ’ye satmak gibi bir düşünce aklımızdan bile geçmedi. Müşteri bir iki tane çıktı. Muhtelif alıcılarla konuştuk. Sonuçta, İstanbul’da çoğunluğu Karadenizli iş insanlarının kurucusu olduğu Türkiye Milli Kültür Vakfı temsilcileri ile görüşmeler yaptık. 1994 yılının mart ayında en iyi teklifi sunan bu kişilerle anlaşmaya vardık ve satışı gerçekleştirdik. Aslında o günlerde şirketi yok pahasına sattık.

Zaten bir hafta içinde 5 Nisan kararları açıklandı. Türkiye’de ekonomi tepetaklak oldu. Korkunç bir devalüasyon, ortaya çıkan büyük zararlara rağmen nakit ihtiyacımızdan dolayı satıştan vazgeçmedik ve şirketin satışı ve devrini gerçekleştirdik.

FETÖ YAKINIMIZDAN BİLE GEÇMEZ

Bildiğim kadarıyla Türkiye Milli Kültür Vakfı da inşaatı tamamlayamadı. Biz satışı yaptıktan sanırım 6 yıl sonra şirketi bir Fethullahçı kuruluşa devretmiş. Ve yine bildiğim kadarıyla 2000’lerin başında okul da eğitime başlamış. Bizim, bırakın bir Fethullahçı bağlantılı bir okul açmayı, bir okul işletmemiz bile olmadı. 1989 yılında niyetlendik, 1994 yılında ilgili şirketi Türkiye Milli Kültür Vakfı’nın temsilcilerine sattık, onlar da 90’ların sonunda okullarını sattılar. Olayın aslı bu.

FETÖ bizim yakınımızdan geçmedi. Hiçbir alışverişimiz olmadı. Başta Bakan olmak üzere, bu iddiaları dile getirenlerin tümü büyük bir iftiranın içindedir. Amaçları yalan üzerinden algı oluşturmaktır. Benim, hayatımda veremeyeceğim bir hesap yok. İftiralar Ekrem Bey’i de üzüyor, canını sıkıyor tabii. Hayatımda kirli para kazanmadım ki aklamaya uğraşayım.”

ADALET İSTİYORUZ

Baba Hasan İmamoğlu’na, “Ekrem İmamoğlu ile ilgili iddiaları isim vermeden gündeme taşındığını” hatırlattım, bu tartışmalarda neler hissettiğini sordum. Yanıtı şöyle oldu:

“Biz başından beri hukukun işletilmesini, adil davranılmasını ve adaletin sağlanmasını istiyoruz. Oğlumun ve arkadaşlarının yargılandığı davaya bakan, savunmaları dinleyen her vicdanlı insan bu davanın siyasi olduğunu görmüştür. Ama görüyorum ki masumiyet ilkesi rafa kalkmış.

İktidarın amacını biliyoruz, onlar yargılamadan ceza verse, insanları hücrede çürümeye terk etse hoşlarına gidecek. Sırf iktidarlarını devam ettirebilmek, oğlumu yarıştan alıkoyabilmek için çaba sarf ettikleri apaçık ortada. Onları anlıyorum da Ekrem İmamoğlu’nu belediye başkan adayı yapan, seçimleri kazanmak için omuz omuza mücadele edenlerin, oynanan oyunu gördükleri halde arkadaşlarına sahip çıkmamalarını, iftiralara ortak olmalarını içime sindiremiyorum.

BU DÜNYANIN ÖTEKİ DÜNYASI DA VAR

Değer mi yani? Üç günlük dünyada çoluğunu çocuğunu tanıdığınız insana yapılan haksızlığı bile bile, sırf bir koltuğa oturabilmek için ses çıkartmamak anlayabileceğim bir şey değil. Bu dünyanın öteki dünyası da var. Bilemiyorum yani, yapılanlar karşılıksız kalmaz, Allah’a havale ediyorum.

Ekrem Bey gelmemi istememesine rağmen duruşmalara gidiyorum. Orada çok üzülüyorum. İnanın yargılananların hiçbirini ayırmıyorum, hepsine çok üzülüyorum. Ne yapsınlar yani o insanlar. Dört duvar arasına sıkıştırılmışlar, ailelerinden uzaktalar, çocuklarından uzaktalar. Anlatıyorlar nasıl suçsuz olduklarını ama yine de cezaevinde kalmaya devam ediyorlar. Ne diyelim, ancak herkesi elini vicdanına koyarak düşünmeye davet edebilirim. Allah büyük. Bir gün adalet yerini bulacak. Buna inancım tam.”

Hasan Bey, “Ekrem, siyasi konuları bizimle hiç tartışmaz. Ama bir şey söyleyeyim mi? Ben Kemal Bey’e de kabahat bulmuyorum” dedi ve bir fıkra anlattı. Biliyorum şu günlerde fıkra anlatmak; yazmak da tehlikeli. Ben de o yüzden anlattığı fıkrayı yazmıyorum.

Yazarın Diğer Yazıları