Fıtrat Meselesi

Fıtrat en basit tanımıyla insanın kolay değişmeyen yapısıdır. Kişinin karakterini,
alışkanlık ve dünyaya bakış biçimini anlatır.
Bu yüzden “Can çıkar, huy çıkmaz”, “Huylu huyundan vazgeçmez”, “İnsan yedisinde
neyse yetmişinde de odur” gibi sıkça tekrar edilen atasözleri boşuna değildir.
Bazen insanlar çıkarları için kısa süreli olarak kendini kontrol edebilir, farklı
gösterebilir ama bu kalıcı bir dönüşüm değildir. İnsan eninde sonunda özüne döner.
Aslında insan değişemez değildir ama değişim, dışarıdan zorlanarak olmaz. İçeriden
gelen bir ihtiyaç yoksa, kişinin değişimi için hiçbir şey kalıcı etki yaratmaz.

***

Bu yüzden konuşarak insanların fikirlerini değiştirebileceğimize dair inanç, en yaygın
yanılgılardan biridir.
Kişi, karşısındakine doğruları anlatınca, delilleri sununca ve gerçekleri gösterince onu
ikna edebileceğini sanır.
Bu bazen işe yarar ama çoğu zaman insanlar yanlış tercihleri bilgi eksikliğinden
yapmaz. Mesele çoğunlukla çıkar, korku ya da konfordur.
Kişi ya o tercihten bir kazanç sağlar, ya değişmekten çekinir, ya da mevcut düzenini
bozmak istemez.
Yani işin aslı insanların büyük bir kısmı oldukları yerde kalmayı seçer. Çünkü orası
tanıdıktır, güvenlidir, kişinin yeri, konumu bellidir, risk içermez.
Dolayısıyla bazı insanlarla tartışma aslında tartışma değildir. Sen kanıt sunarsın, o
görmez. Sen mantık kurarsın, o reddeder. Sen anlatırsın, o duymaz. Çünkü orada bir fikir
çatışması yoktur. Orada bilinçli bir gerçeklik reddi vardır.

***

İnsanlar genelde yanlış bildikleri için değil, doğruyu kabul etmek istemedikleri için
direnir. Çünkü doğruyu kabul etmek, kendini de sorgulamayı gerektirir.
Kendi hatasını görmek, kendi yetersizliğini fark etmek demektir. Bu ise çoğu insan için
bir tehdittir. Bu yüzden inkâr eder, konuyu başka yere çeker, basitleştirir, küçümser, dalga
geçer. Ama asla gerçeklerle yüzleşmek istemez.
Karşınızdaki kişiyi ikna etmeye çalışırken aslında herkesin gerçeği görmek istemediğini
kabullenmeniz gerekir. Çünkü değişmek herkesin işine gelmez.
Ayrıca insanlar çoğu zaman kendi seviyelerine uygun şeyleri seçme eğilimindedir.
Daha fazlasını, daha derinini ya da daha doğrusunu değil; kendilerine uyanı seçerler.

Özellikle cehalet meselesi burada daha açık anlaşılır hâle geliyor. İnsanlar bazı
seçimlerin cehaletten kaynaklandığını düşünür. “Cahil halk anlamıyor, gerçekleri göremiyor”
denir. Bu kısmen doğru.
Cehalet çoğu zaman bilgi eksikliği olarak tanımlansa da, bu eksik bir tanımdır.
Gerçekte cehalet, çoğu durumda bir konfor alanıdır.
İnsan, sorgulamadığında daha az yorulur. Araştırmadığında daha az sorumluluk
hisseder. Öğrenmediğinde değişmek zorunda kalmaz.
Bu yüzden bazı insanlara ne söylersen söyle, sonuç değişmez. Çünkü onların problemi
bilgi eksikliği değil, zihinsel dirençtir.

***

İnsan doğası değişmekten çok, kendini korumaya programlıdır. Bu noktada yapılması
gereken şey boş yere tartışmayı kazanmaya çalışmak değil, enerjiyi korumaktır.
Herkesi ikna etmeye çalışmak, kendini tüketmenin en hızlı yoludur. Çünkü karşındaki
kişi değişmeye niyetli değilse, senin çaban hiçbir işe yaramaz.
Bazı kapılar içeriden kilitlidir. Ve dışarıdan ne yaparsan yap, açılmaz. Bu gerçeği kabul
etmediğimiz sürece, sadece kendimizi yıpratırız.
Bu yüzden asıl mesele, kiminle konuşmaya değeceğini ayırt edebilmektir. Çünkü sen
ne anlatırsan anlat, karşındakinin anlamak istediği kadarsın.

Yazarın Diğer Yazıları