Akşam sekizi geçiyor. Yemek yendi, sofra toplandı, bulaşık makinesi dolduruldu.

Koltukta uzandınız, elinizdeki uzaktan kumandayla ekrana baktınız.

Ne izlesem?

Eskiden televizyon kanalları birkaç taneyken, ne izleyeceğine karar vermekte çok da zorlanmazdık. Şimdi ise yüzlerce dizi, film ve program arasında seçim yaparken zaman su gibi akıp gidiyor. 

Ekrana bakarken kırk beş dakika sonra hâlâ aynı koltuktasınız ama hiçbir şey izlemiyorsunuz. 

Önerileri kaydırdınız, fragmanları izlediniz, listelere baktınız. Bir türlü karar verip seçemediniz ve sonunda sıkılıp telefona geçtiniz ve sosyal medyada gezinmeye başladınız. 

Bu artık istisna değil, hemen hemen çoğu akşamın rutini.

Bu çağımızın en sessiz ama en yaygın zihinsel sorunlarından biri.

Karar yorgunluğu.

***

Sabah yataktan kalkar kalkmaz başlıyor. 5 dakika daha uyusam mı, kahvaltı mı etsem? Bir şeyler atıştırsam mı yoksa sadece kahve mi içsem? Kahvemi hangi fincanla içeyim, hangi giysiyi giyeyim? E-postalara mı yoksa mesajlara mı önce bakayım? Öğle yemeğini evden mi götüreyim yoksa dışarıdan mı söyleyeyim… 

Seçeneklerin artması, başta kulağa hoş gelse de aslında karar verme sürecini hem zorlaştırıyor hem de yorucu hâle getiriyor.

Bazı çalışmalara göre bir insan günde ortalama 35 bin karar veriyor. Bunların büyük çoğunluğu o kadar küçük ki farkında bile olmuyoruz. 

Ama zihnimiz farkında. Her seçim, farkında olsak da olmasak da zihinsel bir kaynak harcıyor ve gün sonunda çok fazla bir şey yapmasak da yorgun düşüyoruz.

***

Bu konu ile ilgili yapılan deneyler, gün içinde sürekli karar vermek durumunda kalan bireylerin sonraki görevlerde çok daha aceleci, çok daha kolay pes eden insanlara dönüştüklerini gösteriyor.

Örneğin yapılan bir araştırmaya göre yargıçların gün içinde verdiği kararlara bakıldığında çarpıcı bir örüntü ortaya çıkıyor. 

Sabah saatlerinde lehte kararların oranı yüzde altmışın üzerindeyken, gün ilerledikçe bu oran belirgin şekilde düşüyor.

Çünkü yorulan zihin artık karmaşık analizlerle uğraşmak yerine, en risksiz ve en az çaba gerektiren seçenek olarak mevcut durumu korumayı veya ertelemeyi seçiyor. 

Bu durum sadece yargıçlar için değil, alışveriş yaparken, iş mülakatlarında veya önemli hayat kararları verirken hepimiz için geçerli. 

Yorgunsan, hayır demeye daha meyilli oluyorsun.

***

Ayrıca tek mesele karar sayısı da değil, seçenek bolluğu.

Günlük hayatta peynir reyonunda ya da bir alışveriş sitesinde karşılaştığımız yüzlerce seçenek, karar verme sürecini adeta felce uğratıyor. 

Seçeneklerin çokluğu özgürlük hissi verse de bu özgürlük çoğu zaman kararsızlığa ve tatminsizliğe dönüşüyor. 

Zihin, artan seçeneklerin ağırlığı altında yoruluyor ve sonunda ya rastgele bir seçim yapıyor ya da kararı tamamen erteliyor. 

Bu durum, hayatımızın her alanında zaman kaybından pişmanlığa, hatta anlam arayışına kadar uzanan bir zincirleme etki yaratıyor.

***

Sosyal psikolog Barry Schwartz bir kitabında “Daha fazla seçenek daha fazla özgürlük demekse, en özgür insanlar en mutlu insanlar olmalıydı. Peki neden değiller?” diye soruyor ve bunun üzerine bir deney yapıyor.

Bir süpermarkette müşterilere bir gün 6, başka bir gün 24 çeşit reçel sunuluyor. 

24 çeşit gören kalabalık daha çok duruyor, daha çok ilgileniyor. Ancak satın alma oranı belirgin bir biçimde düşüyor.

Az seçenek sunulan kişilerse çok daha kolay karar veriyor ve oradan daha mutlu ayrılıyor.

Yani seçenekler arttıkça özgür hissetmek yerine felç oluyoruz.

***

Bütün bunlar, maalesef sadece bireysel bir sorun olarak da kalmıyor. 

Karar vermenin yarattığı zihinsel yük, modern yaşamın bize getirdiği ağır bir yük. 

 Özellikle Z kuşağı için bu tablo daha da karmaşık. Önlerinde gerçekten sonsuz görünen kariyer yolları, kimlik seçenekleri, yaşam biçimleri var. 

Ve sistemin sunduğu “istediğin her şey olabilirsin” mesajı, motivasyon vermeyi bırakıp ezici bir baskıya dönüşüyor.

***

Aslında çağın getirdiği tükenmişlik sendromuyla baş etmenin yolu daha basit hayatlar yaşamaktan geçiyor. 

Daha az kıyafet, daha az eşya, daha az seçenek… Belirli saatlerde telefon kapatmak, haftalık yemek programı yapmak, alışveriş listesini ihtiyaçlarla sınırlamak… 

Bunlar küçük egzersizler gibi görünüyor ama bilinçli olarak seçenekleri kısıtlamak işe yarıyor.