Aralarında Dr. Galip Özhan’ın da olduğu bir grup IMF ve Dünya Bankası iktisatçısı, enflasyon ortamında halkın hayat standardı “bütçeye en az yük bindirerek” nasıl korunur, sorusuna yanıt aramış. Araştırmanın özetini de makale haline getirmişler. Ben de bu makaleden anladığımı size anlatacağım. Araştırma, dar gelirlilerin yaşam standardının, yüksek gelirlilerden daha fazla düştüğü gözlemiyle başlıyor. Dolaysıyla amaç, herkesi değil, dar gelirlileri korumak olarak tanımlanıyor. Hükümet, bunu gerçekleştirmek için bütçeye bir “harcama faslı” koymaya karar verse, bu parayı ne şekilde harcamalıdır?
1. Gıda maddelerinin fiyatları fazla artmasın diye üreticileri destekler.
2. Fiyatlar piyasada oluşur ama devlet, yoksullara gelir aktarır.
Soruyu yeniden yazalım: Kaynağı, halkın doğrudan veya dolaylı yoldan ödediği vergiler olan bütçeden ayrılan bir para nasıl harcanırsa halk en iyi nasıl korunur? Araştırmacılar vardıkları sonucu İngilizce olarak şöyle ifade ediyor: “Targeted support, not subsidies, can best protect people when inflation surges.” Benim de tercümem: “Enflasyon sürerken, halkı pahalılığa karşı, üretici sübvansiyonları değil, hedeflenmiş gelir destekleri daha iyi korur”
ENFLASYON VE HAYAT PAHALILIĞI
Hayat pahalılığı, aile gelirindeki artışın TÜFE oranından düşük olmasıdır. Bu sebeple araştırmacılar işe, enflasyonun farklı gelir grupları üzerinde ne kadar “hayat pahalılığı” etkisi yarattığını ölçmekle başlamış. Bilindiği gibi yüksek gelirlilerin “gıda ve ihtiyaç maddeleri ile ısınma ve elektrik için sarf etmeleri gereken para” gelirlerinin nispeten küçük bir bölümüdür. Düşük gelirliler ise ellerine geçen paranın çok büyük bölümünü bu ihtiyaçlarını karşılamak için harcar. Dolayısıyla enflasyon oranı herkes için aynı olsa da “fakirleştirici etkisi” aynı değildir. Yerbilimcilerin verdiği bilgilere göre, depremlerin bir “büyüklüğü” bir de “şiddeti” var. Yanılmıyorsam büyüklük deprem sırasında açığa çıkan enerji miktarıydı. Şiddet ise bu büyüklüğün yarattığı gücün, bulunduğumuz noktadaki yıkıcılık derecesiydi.
ENFLASYONUN BÜYÜKLÜĞÜ VE ŞİDDETİ
Milli gelir dağılımı, ülke nüfusu 100 kabul edilirse, bunu oluşturan %25’lik dört kümeye düşen paylarla ölçülür. Araştırmacılar, yaşanan enflasyonun bu dört kümede yarattığı “gelir azalması” oranını ölçmüşler. Bizim gibi “orta gelir” sınıfındaki bir ülkede enflasyon en yüksek gelirli 1. kümede %1,2 satın alma gücü azalması yaratırken, 2. kümede %1,8; 3. kümede %2,6; 4. yani en düşük gelirlilerin bulunduğu kümede %3,1 eksilme yaratıyormuş. Ülkeler fakirleştikçe bu fark açılıyor. Mesela az gelişmiş ülkelerde en zenginler satın alma güçlerinden sadece %1,9 kaybederken en fakirler %4,5 kaybediyor. Bundan çıkan sonuç; fiyatları baskılamak yerine (ki bütçeye yükü daha fazla oluyor) satın alma gücü azalanlara gelir desteği verilmesinin doğru olduğudur.
SON SÖZ: Aynı gemideyiz ama aynı güvertede değiliz.