Futbola yakışmayan ısrar

Dev yatırımlarla kadro kurmuş, Avrupa vitrinine çıkma iddiası taşıyan Galatasaray ile Fenerbahçe’nin karşı karşıya geldiği Türkiye Süper Kupa finali… Kâğıt üzerinde Türk futbolunun en üst seviye organizasyonlarından biri. Ancak bu büyük finalin, hava ve saha koşulları bakımından yıllardır tartışma konusu olan Atatürk Olimpiyat Stadyumu’nda oynatılmak istenmesi, yine bildik bir soruyu gündeme getiriyor: Biz neden hâlâ büyük maçları küçük düşüncelerle planlıyoruz?

Galatasaray ve Fenerbahçe, sadece Türkiye’nin değil, bölgenin de en yüksek bütçeli kadrolarını kurmuş durumda. Milyonlarca Euro'luk futbolcular, aylarca planlanan taktikler, haftalarca beklenen bir final… Bu tabloya yakışması gereken; futbolcuların yeteneklerini özgürce sergileyebileceği, zeminin oyunu bozmadığı, hava koşullarının makul olduğu bir futbol ortamı. Ne yazık ki Atatürk Olimpiyat Stadyumu, özellikle kış aylarında bunun tam tersini çağrıştırıyor.

Bu stat, yıllardır “büyüklüğüyle” övülüyor ama futbolun ruhuna temas eden detaylarda sınıfta kalıyor. Sert rüzgâr, futbolcuların pas tercihini bile etkileyen hava akımı, ağır ve zaman zaman futbol oynamaya elverişsiz zemin… Tüm bunlar, bir Süper Kupa finalinin kalitesini doğrudan aşağı çeken unsurlar. Böyle bir ortamda oynanan maç, ister istemez taktikten çok mücadeleye, futboldan çok hayatta kalma refleksine dönüşüyor.

İşin bir de ekonomik ve prestij boyutu var. Galatasaray ve Fenerbahçe, yıldız oyuncularına ciddi yatırımlar yaparken sadece skor üretmeyi değil, marka değerlerini de büyütmeyi hedefliyor. Uluslararası yayınlara giden, sosyal medyada milyonlara ulaşan bir finalin; futbolcuların kayarak pas verdiği, topun zıpladığı, oyunun sık sık durduğu görüntülerle anılması kime ne kazandırıyor? Türk futbolunun vitrini olması gereken bir maç, neden hâlâ “zemin konuşulan” bir organizasyona dönüşüyor?

Daha da önemlisi, oyuncu sağlığı meselesi. Ağır zeminler sakatlık riskini artırır; bu, futbolun tartışmasız bir gerçeğidir. Sezonun yoğun temposunda, lig ve Avrupa maçları arasında sıkışmış oyuncular için Süper Kupa bir ödül maçı olmalı. Ancak kötü saha koşullarında oynanan bir final, kulüpler için “kazansak bile bedeli ağır olur mu?” sorusunu sorduruyorsa, burada ciddi bir planlama sorunu var demektir.

Elbette Atatürk Olimpiyat Stadyumu’nun sembolik bir değeri var. Büyük finaller, büyük statlarda oynansın anlayışı kulağa hoş geliyor. Ama modern futbol, artık sembollerle değil, detaylarla yönetiliyor. Avrupa’nın önde gelen liglerinde finaller, en iyi zemine ve en uygun iklim koşullarına sahip statlarda planlanıyor. Çünkü kalite, tesadüfe bırakılmıyor.

Galatasaray–Fenerbahçe Süper Kupa finali, Türk futbolunun gücünü ve iddiasını göstermesi gereken bir vitrin olmalı. Ancak kötü hava ve saha koşullarıyla anılan bir statta ısrar etmek, bu vitrini bilinçli olarak buğulamak anlamına geliyor. Büyük paralarla kurulan büyük hayaller, küçük planlama hatalarına kurban edilmemeli.

Belki de artık şu soruyu yüksek sesle sormanın zamanı gelmiştir: Biz gerçekten büyük maçlar oynamak mı istiyoruz, yoksa sadece “büyük stat” alışkanlığını sürdürmek mi? Çünkü futbol, zeminde oynanır; beton tribünlerde değil.

Yazarın Diğer Yazıları