Sevgili okurlarım, medyaya dün yansıyan bir haber gerçekten korkunçtu, üzücüydü. Ayrıntıları dün izlemişsinizdir.
Ekrem İmamoğlu sabah 70.30’da Silivri Cezaevinden alınıp cezaevi aracına bindiriliyor. Kartal Adliyesinde bir AKP’liye ‘hakaret’ duruşması var. Yolun 60 kilometresi gidiliyor ve araç aniden duruyor. Şoför inip bakıyor, ‘araçta arıza var, geri döneceğiz’ diyor... Ve aynı araçla yeniden Silivri’ye dönüş başlıyor.
İmamoğlu isyan ediyor, “Bu yaptığınız zulümdür, işkencedir. Madem arıza var bu araçla Silivri’ye nasıl gideceğiz” diye bağırıyor ama değişen bir şey olmuyor.
Burada bir not düşeyim, bu cezaevi araçlarına Allah kimseyi düşürmesin. Arka ve orta tarafı tel örgüler ve kafeslerle kapatılmış daracık, sadece tek bir kişinin sığacağı bir metrekarelik hücrelerden oluşuyor. Penceresi falan yok. Dışarıyı görmek mümkün değil.
Aracın ön ve arka taraflarında jandarmalar oturuyor.
Üstelik herkes kelepçeli. Boğucu bir ortam...
Ve İmamoğlu duruşma yapılamadan yargı kararı uyarınca Silivri Cezaevine yeniden getiriliyor. Davası bu ‘arıza’ nedeniyle eylül ayına erteleniyor.
★★★
Dün bu haberi okuyunca aklıma 1935 yılından bir olay geldi. Ali Saip Ursavaş isimli bir emekli subay ve siyasetçi günün birinde tutuklanıyor. Ursavaş, Kurtuluş Savaşında önemli roller oynamış, Urfa’nın Fransız işgali sonrasında onları çarpışarak def etmiş bir asker.
O sırada milletvekili...
Günün birinde devlete bazı ihbarlar geliyor.
Ursavaş ve adamları Atatürk’e suikast yapacak.
Ursavaş tutuklanıyor, davası Ankara’da Ağır Ceza Mahkemesinde görülüyor.
Bu dava o yıllarda Türk basınının ve kamuoyunun bir numaralı konusu oluyor. Herkesin tahmini aynı.
Yargılanır, idam edilmese bile ağır hapis cezası alır.
Atatürk mahkemeye bir göz kırpsa bu iş biter.
Yargılama aylar boyu sürüyor, tanıklar dinleniyor, savunmalar özgürce yapılıyor. Savcı ağır hapis cezası istiyor.
Yargılama bitiyor ve Ağır Ceza Mahkemesi günün birinde kararını açıklıyor:
Delil yetersizliğinden beraat.
★★★
Bu olay bugün özellikle iktidar kesiminin dilinden düşmeyen ‘yargımız tarafsız ve bağımsızdır’ masalına güzel bir örnektir.
Bir düşünün, ortada Atatürk’e suikast davası var. Suçlanan ve dokunulmazlığı kaldırılan sanığı Ağır Ceza Mahkemesi beraat ettiriyor.
Allah hepsine rahmet eylesin, ne adamlarmış, ne biçim hukukçularmış onlar ki, kararlarını korkmadan verir, kararları söz konusu olduğunda iktidarın ve hele de Atatürk’ün bile emrine girmezlermiş.
‘Atatürk ve hükümet vereceğim kararı beğenmezse beni sürgün ederler, terfi ettirmezler, başka cezalar da verirler. İyisi mi ben kararımı onların isteği doğrultusunda vereyim ki benim ve ailemin başımıza iş açılmasın’ demez ve korkmazlarmış.
Evet efendim, biz günümüzde işte böyle bir yargıyı özlüyoruz.
Milletin güvenini kazanmış iktidarın sopası olmayan, gerçekten tarafsız ve bağımsız bir yargı...
Özledikçe yutkunuyoruz.
Ne biçim bir ülke olduk biz...
Sevgili okurlarım, bu iktidarın kendi kendine yıllar önce koyduğu bir kural vardı...
Ne pahasına olursa olsun AB’ye üye olacağız!
Günün birinde AB’den müzakere tarihi almayı başardılar. Brüksel’e Abdullah Gül ve Recep Tayyip’ten oluşan en üst düzeyde heyetle gitmişlerdi.
Dönüşte Ankara’ya geldiler. Muazzam bir karşılama töreni hazırlanmıştı. Kızılay’da kürsüler kurulmuştu, konuşmalar yaptılar. Davullar zurnalar çalıyor, gündüz vakti havai fişekler atılıyordu.
Aklı başında insanlarımız ise ısrar ediyordu...
AB Türkiye’yi hiçbir zaman almayacaktır. Bu oyuna gelmeyelim!
Sonuçta bizim dediğimiz çıktı... Çünkü AB ile bizim hiçbir anlayışımız birbirini tutmuyordu.
Adamların A dediğine biz B diyorduk ama gerektiğinde ne dedilerse onu yapıyorduk.
★★★
Sonuçta başımıza bir de vize belası eklendi. Daha doğrusu bu bela ezelden beri vardı da giderek büyüdü.
Dünyanın pek çok ülkesi gibi AB ülkeleri de TC vatandaşlarına vize vermiyor.
İnanmayan sabahın erken saatlerinde gitsin baksın Ankara’daki büyükelçiliklerin ve konsoloslukların sokaktaki kapılarına...
Ve orada uzadıkça uzayan vize kuyruklarını görsün.
Bu vize olayı kadar Türk vatandaşlarını inciten ikinci bir olay herhalde yoktur. Size verdikleri formlarda inanılmaz istekler var. Her biri rencide edici, incitici.
Peki bizim 20 küsur yıllık iktidar bu konuda ne yapıyor?
Hiçbir şey!
Çünkü yapacağı bir şey yok.
Her zaman olduğu gibi arada sırada nutuk atıp bizi uyutmaya kalkışıyorlar!
“Türkiye’siz bir AB olamaz.”
Evet, on binlerce insanımızla her gün resmen alay ediliyor. Her gün o kuyruklarda çile çeken vatandaşlarımız ise küfretmekten başka bir şey yapamıyor.