Gökte UFO yerde sucuk

Tarih: 1969. İnsanlık ilk kez Ay’a gidiyordu.

Apollo 11’in içinde Neil Armstrong, Buzz Aldrin ve Michael Collins vardı. Dünya arkalarında mavi bir bilye gibi küçülmüş, Ay önlerinde gri bir hedef gibi büyüyordu. Tam o sırada camın dışında bir şey belirdi.

Parlak bir cisim... Ne yıldızdı. Ne gezegendi. Ne de bildikleri bir uyduya benziyordu.

Boşlukta süzülüyor, kendi etrafında dönüyordu. Buzz Aldrin daha sonra onu “içi boş bir silindir” gibi tarif edecekti. Bir ara “açık kitap” şekline benzettiler. Tuhaf, parlak, tanımlanamayan bir şeydi.

Aradan yarım asır geçti.

Bu kez görüntü Ay’dan değil, Yemen açıklarından geldi.

9 Eylül 2025’te ABD Temsilciler Meclisi’nde ekrana bir video yansıtıldı. Bir Amerikan MQ-9 Reaper SİHA’sı gökyüzünde parlak, küresel bir cismi izliyordu. Ardından başka bir Reaper o cisme Hellfire füzesi ateşledi. Füze cisme doğru gitti. Çarptı ve patladı.

Ama beklenen olmadı. Cisim parçalanmadı. Alev almadı. Düşmedi. Yoluna devam etti.

İşte o birkaç saniyelik görüntü, Amerika’da UFO tartışmasını bilim kurgu merakından çıkarıp ulusal güvenlik meselesine çevirdi.

Çünkü soru artık “uzaylı var mı?” değildi.

Soru, “Bu teknoloji kimin?”, “Devlet ne biliyor?”, “Neyi açıklamıyor?”du.

Aslında Amerika bu noktaya bir günde gelmedi.

2019’da Amerikan donanma pilotları, görünür motoru ve kızılötesi egzoz izi olmayan; buna rağmen 30 bin feet, yani yaklaşık 9 bin metre irtifaya çıkabilen ve sesin 5 katı hıza ulaşabildiği belirtilen cisimlerden söz etti. 2021’de ABD istihbaratı, 2004’ten itibaren kayda geçen olayların büyük bölümünün açıklanamadığını duyurdu. 2022’de Pentagon, Kongre’de bazı görüntülerin hâlâ izah edilemediğini kabul etti. 2026’da ise Trump yönetimi UFO ve UAP dosyalarının açıklanması talimatını verdi.

Günlerdir Amerika bunu tartışıyor.

Çünkü dünya artık gökyüzüne romantik bir merakla bakmıyor. Gökyüzü, devletlerin yeni rekabet alanı. Ay, Mars, yörünge, uydu güvenliği, uzay madenciliği, askeri sensörler, yapay zekâ destekli savunma sistemleri... Hepsi aynı büyük yarışın parçası.

Amerika UFO dosyalarını açıyor. Çin Ay’ın görünmeyen yüzüne araç indiriyor. Hindistan düşük bütçeyle Ay’ın güney kutbu yakınlarına iniyor. Elon Musk Mars’a insan göndermenin hesabını yapıyor.

***

Sonra Türkiye’ye dönüyoruz.

Bizde de uzaya çıkan ilk Türk astronot Alper Gezeravcı geçen hafta bir etkinlikte çocuklarla buluşuyor. İnsan ister istemez şunu bekliyor. Acaba hangi soru gelecek?

Ama ilk meraklardan biri şu oluyor: “Uzayda kıbleyi nasıl buluyordunuz?”

Gezeravcı kibarca yanıtlıyor. “Çook önemli bir soru” diyor. Uzayda güneşin doğuşu ile batışı arasındaki sürenin 45 dakika olduğunu, Dünya’nın 28 bin km hızla hareket ettiğini elde kıbleyi gösteren bilgisayarlar bulunduğunu, ama yüzünüzü kıbleye döndüğünüz anda kıblenin değiştiğini anlatıyor.

İşte bütün mesele burada.

Dünya gökyüzüne bakıp “Bu nedir?” diye soruyor. Biz gökyüzüne bakınca “Marslılar varsa, kıbleyi nasıl bulurlar” derdindeyiz.

Sorun, bir ülkenin bilim merakının ilk refleksinin ne olduğu ile ilgili.

Bizim merakımız bile teknik değil, ritüel. Geleceğe değil, geçmişe dönük.

***

Tam bunları yazıp yazmamayı düşünürken telefonuma bir SMS düşüyor:

Atatürk Havalimanı Doğu-Güneydoğu Günleri’nde son 2 gün! Tereyağ 3 kilo 1000, tulum-kaşar kilo 199, 3 kangal sucuk 600...”

İşte Türkiye’nin uzay ve havacılık özeti bu.

Dünya UFO dosyalarını açıyor.

Biz Atatürk Havalimanı pistlerinde sucuk tartıyoruz.

Merak ettim açtım baktım televizyona... Doğru. Bir zamanlar dünyanın en önemli transit merkezlerinden biri olan Atatürk Havalimanı bugün, panayıra dönmüş... İçli köfteden kebaba, ciğerden çiğ köfte ve mumbara kadar arkada oryantal müzikle bir şölen anonsu var. Jet motorlarının yankılandığı yerde tereyağı, tulum peyniri, kaşar, zeytin, sucuk satılıyor.

Sorun peynir, sucuk değil.

Sorun, bir ülkenin havacılık hafızasının panayıra teslim edilmesi.

Çünkü Atatürk Havalimanı yalnızca pist değildi.

Bir kapasiteydi. Bir kriz sigortasıydı. Bir lojistik güçtü. Bir stratejik akıldı. Londra’da 6 havalimanı var. (Heathrow, Gatwick, Stansted, Luton, London City, Southend)

Depremde lazım olurdu. Savaşta lazım olurdu. Tahliyede lazım olurdu. Pandemide lazım olurdu. Ama pistler kırıldı.

Dünyanın konuştuğu gündemle, bizim konuştuğumuz gündem arasındaki mesafe artık ışık yılı seviyesine çıktı.

Adamlar UFO diyor. Biz “kaşar kilogram 199” mesajı alıyoruz.

Ve en kötüsü...

Bunu yadırgamıyoruz.

Yazarın Diğer Yazıları