Bir insan düşünün... Bir ülkeyi yönetiyor. Dünya Savaşı’nın ortasında generallerle, bakanlarla, krallarla görüşüyor. Konuşmalarıyla bir milleti ayakta tutuyor. Bazı günler 18 saate yaklaşan tempoyla çalışıyor. Gece yatağa giriyor, evrakları yatağında okumaya devam ediyor, sekreterlerine notlar yazdırıyor. Devlet yönetmek yetmezmiş gibi kitap da yazıyor. Winston Churchill öldüğünde arkasında 43 kitap, 72 cilt bırakmıştı. İnsan ilk bakışta şöyle düşünüyor: Ne irade, ne çalışma gücü, ne büyük adam... Fakat hikâyenin bir de karanlık tarafı var. Churchill’in zaman zaman üzerine çöken ruh haline “kara köpek” dediği anlatılır. Gerçekten klinik depresyon geçirip geçirmediği bugün bile tartışılıyor. Biz yetmiş yıl sonra şu soruyu sorabiliriz... Churchill bütün bunları kara köpeğe rağmen mi yaptı, yoksa kara köpek kendisine yetişmesin diye mi bu kadar çok çalıştı? Çünkü insan durduğunda düşünür. Düşündüğünde hatırlar. Hatırladığında bazen kaçtığı ne varsa gelip yanına oturur. Bazı insanlar depresyondayken içer. Bazıları yemek yer. Bazıları alışveriş yapar. Bazıları saatlerce telefona bakar. Bazıları da çalışır. Evet bu bağımlılık türünü belki de ilk kez duyuyorsunuz. Çünkü işkoliklik ile ruh sağlığı arasındaki gizli bağlantı yeni yeni anlaşılıyor da ondan... Üstelik bir işkolikseniz, çalışarak kendinizi uyuşturduğunuzda sizi kimse ayıplamaz. Bir gecede bir şişeyi dikip bitirene “Ne kadar başarılı içiyorsun” demeyiz.Ama günde 16 saat çalışana plaket verir, maaşına zam yapar, sonra da kürsüye çıkarıp başarı hikâyesini anlattırırız. ★★★ Burada çalışkan insanlardan söz etmiyorum. Çok çalışan herkes işkolik değildir. Çalışkan insan işini bitirince masasından kalkar. İşkolik kalksa bile zihni masada kalır. Tatilde maillerini kontrol eder. Çalışmadığında suçluluk duyar. Sanki oturmak tembellik, eğlenmek zaman kaybı, hiçbir şey yapmamak da ahlaki kusurdur. 2016’da Norveçli araştırmacılar 16 binden fazla çalışanı inceledi. İşkolik olarak sınıflandırılanların üçte birinde ciddi kaygı belirtileri vardı. İşkolik olmayanlarda oran yüzde 12 civarındaydı. Depresyon belirtileri de işkoliklerde yaklaşık üç kat fazlaydı. Uzun süre şöyle düşünüldü... İnsan çok çalışıyor, yoruluyor, tükeniyor ve sonunda depresyona giriyor. Oysa ters yönde bir yol daha vardı. Önce kaygı, depresyon geliyor. Ev, iş, aile, geçim sıkıntısı... Sonra insan kendini işe vuruyor. Çünkü çalışırken düşünmeye vakti kalmıyor. Unutuyor. Telefon çalıyor, toplantı başlıyor, bir sorun çözülüyor, yenisi çıkıyor. Beyin meşgul. Kara köpek kapıda ama içeri giremiyor. ★★★ İşin ağrı kesici tarafı tam burada. İnsan birkaç saat kendisini daha güçlü, daha işe yarar, daha kontrollü hissediyor. Sonra iş bitiyor, sessizlik başlıyor, ağrı geri geliyor. İlk kadeh insanı alkolik yapmaz, ilk fazla mesai de işkolik yapmıyor. Sorun, kötü hissettiğiniz her seferinde ilacınızın aynı şey olmaya başlaması. Üstelik sandığımız kadar küçük bir gruptan söz etmiyoruz. 2023’te 23 ülkeden 71 binden fazla kişiyi kapsayan 53 araştırma bir araya getirildi. Araştırmalar her 7 kişiden 1’inin işkoliklik belirtileri gösterdiğini ortaya koydu. Üstelik bu insanların önemli bir bölümü kendisini hasta olarak görmüyor. Aksine başarılı görüyor. Çünkü başka bağımlılıklarda bedel erken görünür. İşkoliğin ilk yıllarında ise ne görürüz? Terfi, prim, yeni oda, daha büyük unvan... Sorun varsa bile belirtilerini “başarı” diye çerçeveleyip duvara asıyoruz. Araştırmalar gösteriyor ki mükemmeliyetçiler saatlerce fazla çalışıyor ama ortaya fazladan bir başarı çıkmıyor. Sadece daha yorgun, daha huysuz ve tansiyonu yüksek bir insan çıkıyor. ★★★ Ama bedeli vücut ödüyor. Dünya Sağlık Örgütü ile Uluslararası Çalışma Örgütü’nün araştırmasına göre haftada 55 saat ve üzeri çalışanlarda inme riski yüzde 35, kalp hastalığından ölüm riski yüzde 17 daha yüksek. Yalnızca 2016’da uzun çalışma saatleriyle bağlantılı kalp hastalığı ve inmelerden 745 bin kişinin öldüğü hesaplandı. Hatta Japonların bunun için özel bir kelimesi dahi var: Karoshi. “Aşırı çalışmaktan ölüm.” Bir toplum düşünün ki fazla çalışmaya “yoruldum” demek yetmemiş, ölümüne ayrıca isim koymuş. Churchill’e dönelim. Yıl 1915. Çanakkale Muharebeleri’nin başarısızlığından sonra Churchill siyasi olarak ağır darbe alıyor. Kariyerinin bittiğini düşünenler var. Bir gün bahçede resim yapan baldızını görüyor. Kadın, eniştesinin eline bir boya kutusu tutuşturuyor. Churchill 40 yaşından sonra resim yapmaya böyle başlıyor ve bir daha bırakmıyor. Hayatı boyunca 500’den fazla tablo yapıyor. Belki kara köpek tamamen gitmedi. Ama Churchill daha fazla çalışarak kaçmak yerine, hayatında başka bir pencere açtı. Çalışmak güzel. Başarmak güzel. İşinizi sevmek de güzel. Ama çalışmadığınızda içinizde büyük bir boşluk açılıyorsa, belki sorun işiniz değildir. Belki işiniz başka bir sorunun üzerini örtüyordur. İnsan kendisine şu soruyu sormalı... Ben çalışmayı mı seviyorum, yoksa durmaktan mı korkuyorum? Cevabınız ikincisiyse; belki de sizin de kaçmak yerine elinize bir boya kutusu alma vaktiniz gelmiştir.