Türkiye’de siyaset neden böyle? Neden karmakarışık? Neden iki yakamız bir araya gelmiyor? Neden karanlıktan kurtulamıyoruz?
Kırk yıldır siyasetin içinde olan Ruh Sağlığı Uzmanı Doç. Dr. Yalçın Güzelhan, bunun sebebini Türkiye’de siyasetin 43 yıldır “Askeri Cunta döneminde çıkartılan yasalarla yönetilmesine” bağlıyor.
Ülkemizde siyaseti yönlendiren 2 hayatî yasa var:
1) 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu,
2) 298 sayılı Seçim Kanunu...
İki yasa da 12 Eylül 1980 askerî darbesinden sonra çıkartıldı.
Seçim Yasası üzerinde her iktidar kendi lehine olacak şekilde değişiklikler yaptı ama Siyasi Partiler Kanunu’na hiç dokunulmadı.
Bu yasayı değiştirmek, hiçbir genel başkanın işine gelmedi. Çünkü o yasanın kendilerine sağladığı güçle, partilerine genel başkandan çok “Krallar gibi” hükmediyorlar.
★★★
Psikoloji alanıyla birlikte aynı zamanda bir siyaset bilgesi olan Yalçın Güzelhan Hoca “43 yıldır siyasetimiz Askeri Cunta Yasası ile idare edildiği için, halkla siyaset arasında bir kopukluk yaşanıyor. Hâlâ ‘Cunta Yasası’ ile yeni partiler kuruluyor, var olan partiler de Türkiye’yi önetiyor” diyor.
Türkiye’nin önünü tıkayan bu antidemokratik Siyasi Partiler Yasası’nı değiştirmeyi kimsenin düşünmediğini, çünkü genel başkanların işine böyle geldiğini belirten Yalçın GüzelhanHoca şöyle devam ediyor:
“Askeri cunta yasasıyla sağlıklı ve onurlu bir siyaset yapılamaz. Bu yasa partilerin genel başkanlarına öyle yetkiler veriyor ki, herkes başkanın ağzına bakıyor onun dediklerini yaparsam, düşüncelerini hiçbir şekilde eleştirmeyip ona şirin görünürsem, partinin içinde hızla yükselirim, ya milletvekili adayı, ya da il veya ilçe başkanı olurum’ gibi bir beklenti içine giriyor.
Çünkü bütün güç, bütün yetki genel başkanda...
Partilerin disiplin kurulları da genel başkanın gözünün içine bakıyor “Bir emir versin de hemen yerine getirelim, istediği kişiye dilediği cezayı verelim!” diye bekliyor.
★★★
Yasada, partilerin üst kurullarının (kurultay veya kongre delegelerinin) sayısının Meclis’teki milletvekili sayısının iki katından fazla olamayacağı hükmü var.
Meclis’te 600 milletvekili olduğuna göre partilerin üst kurul üyelerinin sayısı 1200...
Bir genel başkan 1200 delegenin çoğunluğunu elinde tutarsa olay bitti. Onu kimse koltuğundan indiremez. Oysa o sayı 10 bin olsa genel başkanlar bu kadar kimseyi kontrol edemezler, partilere demokrasi yerleşir.
Genel başkanları kızdırmamak için kimse değişiklik teklifi getirmiyor ve siyasi partilerin işleyişi ‘antidemokratik’ oluyor.
Türkiye’de gerçek demokrasinin önünü açmak için her şeyden önce parti içi demokrasinin önünün açılması gerekir.
Ülkemizin, genel başkanlara olağanüstü güç veren antidemokratik darbe yasasıyla yönetilmesinden ben şahsen utanç duyuyorum!”
TEBESSÜM
Olağanüstü beceri (!)
Bizim politikacıların...
Ekonomimizi yönetenlerin...
Yıllardır “Enflasyon tek haneye düşecek” diye vatandaşları oyalayanların...
Halka vaatler yağdırıp hiç birini yerine getirmeyenlerin...
Pembe tablolar çizip göz boyayanların...
Vatandaşı limon gibi sıkıp suyunu çıkaranların...
Kısacası gösterip de vermeyenlerin uçuk sözlerini duydukça, mizah gibi ifadelerini dinledikçe...
Aklımıza hep İngilizlerin efsane Başbakanı Churchill geliyor...
Daha doğrusu, Nobel Edebiyat Ödülü’nü de kazanan bir siyasetçi olan Churchill’in şu ilginç sözlerini hatırlıyoruz:
“Politik beceri, yarın, gelecek hafta, gelecek ay ve gelecek yıl neler olacağını söyleyebilme, sonra da bütün bunların neden doğru çıkmadığını açıklayabilme yeteneğidir!” diyor.
Bizim siyasetçiler maşallah tam da Churchill’in anlattığı cinsten büyük beceri sahibi!
GÜNÜN SÖZÜ
Hayat bir film gibidir, önemli olan uzun değil iyi olmasıdır!