İşçiyiz!

Gördünüz mü; bu yıl 1 Mayıs kutlamaları, çok yüksek “muhalefet enerjisine” dönüştü. Şehir, şehir, meydan, meydan büyüdü. Dağları yerinden oynatacak bir güç olduğunu gösterdi. Bu yıl, 1 Mayıs, milli ve dini bayramlarda yaşanan “coşku- sevinç- mutluluk- kıvanç ve dayanışmayı ayakta tutuma” arzusunu geçti.

★★★

Arşive baktım.

Türkiye’de “1 Mayıs kutlaması” bizim vatanımızda ilk önce 1909 yılında Selanik’te yapıldı. 1923’te Cumhuriyet kurulunca “1 Mayıs resmen İşçi Bayramı” kabul edildi. 1925’ten sonra emek bayramı uzunca süre yasaklandı. 1970’te İstanbul Bölgesi İşçiler Birliği (İBİB) önderliğinde Kartal’da 500 kişilik bir düğün salonunda ilk “kapalı salon 1 Mayıs kutlaması” yapıldı. 1976’da DİSK, 1 Mayıs kutlamasını meydanlara taşıdı.

★★★

Şu oldu, bu oldu.

Askeri darbe geldi.

DİSK kapatıldı.

DİSK’in kurucu Başkanı Kemal Türkler, vuranı bulunmayan cinayetle, öldürüldü. TÜRK-İŞ ise kurucusu Seyfi Demirsoy döneminde “Ankara’da TÜRK-İŞ var” diyen emek ve emekçi yanlısı söylem üretmesine rağmen Demirsoy’dan sonra giderek iktidara kim gelirse onun ağzıyla konuşur, davranır oldu.

★★★

İşçiler ve onlarla dayanışmaya geçen şehir-kasaba halkı, 2000 yılından sonra yeniden “meydanlara” çıkmaya başladı. Tayyip Erdoğan iktidarı döneminde 2009 yılında “1 Mayıs yeniden emek bayramı ve resmi tatil” ilan edildi. Ancak bu iktidar; “biz işçi sendikasıyız, sınıfımız için direniriz” diyen emekçilerin simge meydan kabul ettiği Taksim’i “1 Mayıs kutlamalarına” yasakladı. Emek sömürücülerini sevindirdi, yüreklendirdi, korudu.

★★★

Tayyip Erdoğan döneminde “sınıf sendikacılığı” polis, kararname, kanun, devletin tüm gücüyle bastırıldı. İşverenlerin ve sermayenin maşası olmayı seçmiş, iktidar partisi liderinin ağzına bakan, mal varlığı şişmiş sendikacı tipinin sırtı sıvazlandı. Bu sendikacı tipi ile aslında iktidarın yarattığı arsız, görgüsüz, beceriksiz, verimsiz, devlet kaynağından beslenmeye hep muhtaç yeni zengin sınıfa arka çıkıldı.

★★★

25 yılın sonunda tablo: Milli gelirin bölüşümü emek aleyhine fakat yeni zengin sermaye lehine çok bozuldu. Uçuruma dönüştü. Türkiye’de emeğin (ücret ile maaşların) milli gelirden aldığı pay, dünya ortalamasından 17 puan daha geriye düştü. Avrupa Birliği ortalamasının da 20 puan gerisine indi. Türkiye’de bugün milli gelirin çok büyük bölümü; kâr, rant, faizden kazananlara akar oldu.

★★★

İşverene maşa ve iktidar ağzına bakan sarı sendikacılık korundu. İşçiler sınıf ve hak gözetici gerçek sendika bilincinden kopmaya zorlandı. Düşük ücret ve güvensiz çalışma ortamının üstüne bir de 2018 Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi sonrası yüksek, yapışkan, gelir bölüşümünü çok bozan, yoksuldan zengine gelir aktaran enflasyon ortamı eklenince Türkiye’de gerçek (reel) ücretler, verimliliğin çok gerisinde kaldı.

★★★

Ücret ile verimlilik arasındaki makas aşırı açıldı. Çalışanların büyük çoğunluğunun asgari ücret bandında toplandığı Türkiye’de; “asgari ücretin alım gücü açlık sınırının” altına indi. Son yayımlanan araştırmaya göre de “Türkiye’de 30 milyon dolar servete sahip zengin sayısı son 5 yılda iki kat arttı” ve milli gelir paylaşımında uçurum iyice açıldı.

★★★

Bu yıl 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Bayramı’nın şehir- şehir, meydan-meydan büyüyerek dağları devirecek muhalefet enerjisine dönüşmesi; “iktidar kayırmalı bir avuç zenginin servet büyütmesinin yanında asgari ücretin açlık sınırının altında kalmasına” tepkiydi, tokattı, yumruktu.

Davullar çalındı.

Halaylar kuruldu.

İşçiyiz!

Hakkımızı alırız!

Yazarın Diğer Yazıları