“Pis bir don, kimse on para vermez, alıp ne yapacaksın?” demekte haklısınız. Yazıya Türkçe bir deyim olan; “işçinin hakkını vermeyenin neyi varsa donuna kadar alacaksın” başlığını koymak zorunda kaldım.

Beni anlayın.

Türkçe deyimdir.

★★★

Kömür işçilerinin maaşlarını 5 aydır vermeyen Yıldızlar Holding’in sahibi, kayrılan, gözetilen, iktidar ile aynı “davanın adamı olduğunu” gizlemeyen birsi. Kendisi, müzayedede ll. Abdülhamit’in 18 ayar altın kaplama saatine 1.1 milyon TL ödeyip koluna takacak kadar Abdülhamit hayranı. Yeni İçişleri Bakanı da 2.5 ay önce bakanlığa tayin olur olmaz Abdülhamit’in büyük boy tablosunu makam odasının duvarına asacak kadar Abdülhamit sevdalısı.

★★★

Peki Abdülhamit kim?

Devletin ne kadar değerli malı mülkü, arsası, çiftliği varsa kişisel tapusuna geçirmiş bir padişah. İttihatçılar, Abdülhamit’i Selanik’e sürgüne gönderdiklerinde Yıldız Sarayı’ndaki harem dairesinde “300 cariye bıraktığını” tarihçiler yazdılar.

Tarihçi daha neler yazdı!

Merak eden, bulur okur.

★★★

Dün haberi vardı:

İçişleri Bakan’ı, patron Sabahattin Yıldız’ı doğrudan telefonla aramış. Bakan, rica etmiş. Patron, söz vermiş. İşçilerin alacaklarının kalan kısmını bu sabah (dün sabah) ödeyeceğim. Paralar işçilerin hesaplarına yatacak demiş. Bu haberi iktidar gazetecisi yazıyor. Seçkin dikkat vermenizi isterim. Bakan ya da işadamı, doğrudan Türk halkının ve 17 gündür baretlerini betona vurarak “maaşlarına çöküldüğünü” haykıran işçilerin önüne çıkarak; “5 aylık birikmiş maaşın şimdi ne oldu da sabah erkenden ödeneceğini” kendileri söylemiyorlar.

Gazeteciye yazdırıyorlar.

★★★

Bize dayatılana bak!

Öylesine işçi hakkı gözeten bir bakanımız var ki, açtı telefonu patrona; “öde işçinin alacağını” diye rica etti. Patron da; “hemen bu sabah yatırıyorum” diye ricayı kabul etti.

Böyle haber mi olur?

Bu halk aptal mı?

Bu ülkede; devlet malı kömür ocağını ve termik santrali; “patronu zengin edecek fakat şirketi, işçi ücretini ödeyemeyecek kadar yoksul bırakacak” kötü niyetli patronun donuna kadar neyi varsa alıp, önce işçinin alacağını ödetecek, kalanıyla da devletin vergi alacağını tahsil edecek kanunlar, kurumlar var.

Abdülhamit döneminde değiliz. Biz Türkiye Cumhuriyetiyiz.

★★★

Çok sıkı kuralları olan bir iş hukukumuz var. İşçi hakkına çökmeye niyetlenen; “hırsız işadamı-hırsız politikacı-hırsız bürokrat” üçlüsüne adaletin bağımsız gücünü gösterecek iş mahkemelerimizde değerli yargıç ve savcılarımız bulunuyor. Ülkemiz 77 yıl önce; 1949 yılında, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) 95 sayılı “Ücretin Korunması Sözleşmesinin” altına imza koydu. İşçinin ücreti ve tüm alacakları işverenin temel borcudur. İşveren, borcunu ödemiyorsa, ödeyemiyorsa neyi var, neyi yoksa satılıp işçi alacağı kapatılmalıdır.

★★★

“Bakan, patrona telefon etti. İşçilerin alacaklarını ödeyin eylem bitsin diye rica etti. Patron da ricayı kabul etti. Bu sabah ödeyeceğim dedi, Enerji Bakanı da katkı yaptı” diyen bir sahtece gösteri bu topluma dayatılabilir mi?

Ne katkı yaptı?

Devlet, bu patrona bir yerlerden gizli saklı yeni destekler mi akıtacak? 5 aydır maaş ödemeyen bu patron, bugün hangi mucize ile ödeyecek?

★★★

SSS Yıldızlar Holding’in sahibi, bütün diğer iktidar zenginleri gibi korunuyor, kollanıyor. Bu iktidar döneminde “ruhsat zengini” yapılmış. 2 bin 364 ruhsata sahip. Meclis’te tören düzenleyip bu patrona “üstün hizmet ödülü” vermişler. Devletin kömür yatağını ve termik santralini ona adrese teslim ihale yoluyla sunmuşlar. O dönemin TMSF başkanı niçin susuyor?  O kömür ocaklarının gerçek sahibi devlet kurumu TKİ, niçin konuşamıyor? Bu ocak nasıl, hangi şartlarla bu işadamına verildi?