Fenerbahçe, Avrupa kupalarına havlu atarken 'iyi oldu zaten lige odaklanması lazımdı' diye düşünenler, ne kadar hatalı bir düşünce yapısında olduğunu gün geçtikçe daha net anlıyor. Birden fazla kulvarda başarılı olacağına inanmış, Süper Kupa zaferi sonrası inancı kuvvetlenmiş bir oyuncu grubu, nasıl olur da 2 ay gibi bir süreçte benliğinden bu kadar uzaklaşabilir?
Fenerbahçe’nin benliğinden uzaklaşmasına neden olarak, bir bakıma talihsizlik silsilesi ya da daha doğru hedef belirlemek için yönetimin plansızlığı diyebiliriz. Tedesco'nun sağlık sorunları, teknik heyetin kalitesini tartışmaya açtı. Tıpkı Skriniar'ın yokluğunda savunma hattının yeterliliği gibi...
Önce Kasımpaşa maçında yaşanan son dakika travması, ardından küme hattında mücadele veren Antalyaspor karşısında yapılan puan kaybı, Samsunspor maçında da taraftara 'acaba' dedirtti. Mert Müldür'ün son haftalarda sık sık tekrar ettiği pozisyon bitmeden topu bırakma alışkanlığı Samsunspor'a iki golde de ikram olarak geri döndü. Uzun zamandır dilimizden düşmeyen Ederson, bir kez daha tabiri caizse toplara hareket etmeye üşenerek ilk yarıda Kadıköy'de tribünlerin hevesini kaçırdı.
Tribünlerin hevesinden söz etmişken şunu da hatırlatmakta fayda var; Şampiyonluk, inanan bir tribün gücüyle gelir. Ama Kadıköy'de o inanç yok. Durum öyle bir noktaya geldi ki galibiyeti, maça gelenlerin büyük bir bölümü göremedi. Nene, skora denge getirirken Kadıköy'e ölü toprağı serpilmiş gibiydi. Uzatma anlarında gelen geri dönüş golünde ise takıma inancını yitirenler çoktan stadı terk etmişti.
Süper Lig’de şampiyonluklar çoğu zaman iç sahadan geçiyor. Ama Fenerbahçe, iç saha baskısını rakibinde değil kendisinde hissediyor. Taraftara ne yapacağını söylemek tabii ki kimsenin haddi değil ancak ıslıklanan oyuncunun şampiyonluk için her şeyini vermesini beklemek de büyük tezat. Fenerbahçe, birliktelik ve inanç sorununa bir çare bulamazsa Süper Lig’in meşhur kaos deresinin altından çok sular akar.