Kamu ihale sisteminde meğer neler olmuş!

Devletin gelirlerinin yüzde 85 ile 90’ı vergilerimizden karşılanıyor. Geri kalanı da cezalardan, teşebbüs gelirlerden bağışlardan oluşuyor. Özetle, kamunun yaptığı her kuruş bizim cebimizden çıkmaktadır.

Sadece geçen yıl ödediğimiz vergiler 11 trilyon liranın üzerindedir. 2026-2028 döneminde bizden toplanacak vergi ise 54.5 trilyon lirayı aşacak. Evet yanlış okumadınız üç yılda 54.5 trilyon lira vergi.

Vergi sistemimizin adaletsiz yönleri herkesin malumu. Peki, harcamalarda durum farklı mı? Ödediğimiz bu vergiler nerelere, kimlere gidiyor? Nasıl harcanıyor? Kamu ihalelerini kimler, nasıl alıyor? Şeffaflık var mı? Rekabetçilik sağlanıyor mu?

Kevgire dönen kamu ihale sistemi

İhaleler, yandaşa gidiyor diye çok eleştirilen ihale mevzuatı, AB uyum sürecinin de iteklemesiyle köklü değişikliğe uğradı. 2001 yılında Meclise sevk edilen Kamu İhale Kanunu 2003 yılı başında yürürlüğe girdi. Kanunla; ihalelerde saydamlık, rekabet ortamı, eşit muamele, güvenirlik, gizlilik, kamuoyu denetimi, kaynakların verimli kullanımı sağlanacaktı. “Açık ihale” esas ihale usulü olacak; kapalı kapılar ardında cereyan eden “pazarlık usulü” ancak sınırlı durumlarda uygulanacaktı. İstisnalar çok az sayıda olacaktı.

Büyük umutlarla çıkarılan yeni Kamu İhale Sistemi’ni çok kısa sürede eskittik.

Kamu İhale Kanunu geçen sürede 190’ın üzerinde değişikliğe uğrayarak, yamalı bohçaya döndü.

Kanun’da istisna sayısına alfabenin harfleri de yetmedi. “İstisnalar” başlıklı 3. Madde’de istisna bendinde “z” harfini de geçtik, şimdilik en son istisna bendi “bb” olarak teselsül ettirildi. Yakında “zz”‘ bendini de görürseniz şaşırmayın derim.

Pazarlık usulünün toplam ihaleler içindeki payı hızla arttı. İstisna ve doğrudan temin aldı başını gitti.

“Açık ihale” gitti, “pazarlık usulü” geldi

Etkin kamu ihale sisteminin özü şeffaflıktır. Yani devlet bir şey alacaksa bunu herkese duyurur, herkes teklif verir, en uygun fiyatı veren kazanır. Gelinen noktada durum bambaşka: 2015 yılında kamu alımlarının %74.60’ı açık ihale ile yapılırken, 2024 verilerine göre bu oran tutar bazında %39.68’e kadar gerilemiş durumdadır.

Açık ihale usulü gerilerken pazarlık usulü katbekat arttı. 2015 yılında toplam kamu alımları içinde pazarlık usulü sadece %7.86’lık paya sahip iken beş kata yakın büyüme
ile %31.50 oldu.

Bu da yetmezmiş gibi istisna alımları ve doğrudan teminler de aldı başını gitti.

Doğal afet bahane, ihaleler şahane

Pazarlık usulünün bu denli patlamasının baş aktörü, Kanun’un meşhur 21/b maddesidir. Bu madde, “doğal afetler, salgın hastalıklar, can veya mal kaybı tehlikesi” gibi ani ve beklenmeyen durumlar için getirilmiştir. Ancak uygulamada; yıllar öncesinden planlanması gereken devasa yapım işleri, milyarlık inşaatlar “acil” kılıfına sokularak bu maddeyle ihale ediliyor. Sayıştay raporları bu yöndeki eleştirilerle dolu.

2024 yılında pazarlık usulüyle harcanan paranın %94.59’u tek başına 21/b maddesi kapsamında harcanmış. Deprem veya sel felaketi olmayan zamanlarda bile bu maddenin bu denli yoğun işletilmesi; “öngörülemezlik” şartını kötüye kullandığının en somut kanıtıdır.

Şeffaflığın olmadığı yerde yolsuzluk da yoksulluk da artar

Yolsuzluğun da yoksulluğun da panzehri “Şeffaflıktır.” İdarenin, her türlü eylem ve işlemi, harcamaları şeffaf olmak zorundadır. Kamu alımlarında şeffaflık pek çok yolsuzluğun önüne geçer. Ancak, son dönemde kamu ihalelerinde şeffaflığın ortadan kalktığını görüyoruz. Pazarlık usulü, istisna alımları ve doğrudan temin yoluyla alımlar toplam kamu alımlarının 2024 yılında %60’ına yaklaşmıştır. Böyle bir yapının yolsuzluk riskini bünyesinde barındırmaması mümkün müdür?

Nitekim, yolsuzluk algı endeksindeki sıramızın her geçen gün daha kötüye gitmesi, her alanda kaybedilen şeffaflığın sadece bir yansıması.

Uluslararası Şeffaflık Örgütü tarafından yayımlanan 2025 Yılı Yolsuzluk Algı Endeksi’ne göre Türkiye 31 puan ile 124’üncü sırada yer aldı. 2012 yılından bu yana Türkiye yolsuzluk endeksinde sürekli bir kötüye gidiş yaşıyor.

Yolsuzluk algı endeksi puanları yükselirken övünenler, düşen puanları görmezden, duymazdan geliyorlar.

Etkin ihale sistemiyle yüz milyarlarca lira Hazine’nin kasasında kalabilirdi

Kamu İhale Kurumu bu yazının kaleme alındığı tarih itibarıyla 2025 yılının ilk altı ayına ilişkin istatistikleri yayımlamıştı. Altı aylık kamu alımı 1.6 trilyon liradır. Yıl toplamının 3.2 trilyon liranın üzerinde olacağı açıktır. Bu devasa bir tutardır. Bu tutarın, neredeyse 2 trilyon liralık kısmı açık ihale usulü dışında kalmaktadır. Bu gri ve kara alan ciddi yolsuzluk riski içermektedir. Şeffaflığın olmaması nedeniyle, iyimser bir tahminle %20 daha fazla bedel ödediğimizi varsaydığımızda Hazine’nin kasasından en az 400 milyar liranın birilerine fazladan aktarılmış olması demektir. Oysa bu 400 milyar lira devletin kasasında kalsa; bütçeden faiz ödemek zorunda kalmazdık. Vatandaşa daha fazla hizmet götürürdük. Çiftçinin hak ettiği desteği verir, gençlerimize sağlıklı barınma imkanı, çocuklarımıza bir öğün ücretsiz yemek imkanı sağlardık. Üç beş milyar dolar için halkın vergisiyle yapılmış otoyolları, köprüleri satmak zorunda kalmazdık. Daha neler yapardık neler...

Yazarın Diğer Yazıları