Türk-İş verilerine göre açlık sınırı Eylül 2026 döneminde 37.801 TL oldu. Asgari ücret Ocak 2026 ile aynı: 28.075 TL. Aradaki makas açıldıkça açılıyor.
İnsan onuruyla bağdaşmayacak kadar düşük olan en düşük emekli maaşına yapılan zam şimdiden erimeye başladı.
Ülkede, on milyonlar hayat pahalılığı karşısında yaşam mücadelesi verirken mutlu bir azınlık servetine servet katmış. Bir koymuş; üç değil, beş değil; elli almış, yüz almış.
İktidar bizde. Denetçiler, kuruldakiler, yönetimdekiler bizden düşüncesinin rahatlığı üzerlerinde. İnsan midesinin doymazlığının, aç gözlülüğünün bütün sınırlarını zorlamışlar. Sonra, deniz bitmiş. Gemi karaya oturmuş. Şimdi, geminin sahibinden, kaptanından, yönetiminden hesap sorma zamanı.
Fon yöneticileri zaten gözaltına alındı ve tutuklandı. Sayın Cumhurbaşkanı’nın dediği gibi sonuna kadar gidilir ve TÜM SORUMLULARDAN hesap sorulur.
Üst düzey bürokratlara da dokunulacak mı?
İşte tam da bu noktada ucunun dokunması gereken bir kesim var: Geçmiş tecrübe, bilgi birikimi hiç dikkate alınmadan en ballı huzur hakkı ve diğer imkanlar veren Borsa İstanbul, Merkezi Kayıt Kuruluşu ve daha birçok yerde görev alan üst düzey bürokratlar.
Sistem şöyle işliyor:
Üst düzey bir kamu görevine atanıyorsunuz.
Size kamudaki en yüksek maaşlardan biri veriliyor. Emekliliğinizde de en düşük emekli maaşının 5-6 katı emekli maaşınız da cepte.
Ama yetmiyor. Size şöyle bir de ikinci maaş sağlayacak bir yönetim kurulu üyeliği veriliyor. Buradan alacağınız maaşlar net oluyor.
Vergiler size yansıtılmıyor.
Oysa işsiz kalmış biri olup İşsizlik Fonu’ndan para alsanız hemen damga vergisi hesaplanıyor.
Vergisiz ikinci maaş yanında, ilgili şirket veya kurumun özel imkanlarından da yararlanıyorsunuz.
Bazısı bununla da yetinmiyor, aile boyu yönetim kurulu üyeliği yapıyorlar. Asgari ücretli ay sonunu getiremezken bazı imtiyazlıların evine bazen dört maaş giriyor.
Buraya kadar her şey güzel.
Peki sorumluluk?
Kimse, “Benim burada ne işim var?” diye sormuyor
Aşağıda saydığım ve sayamadığım pek çok şirket, kurum ve kuruluşun son beş yıllık faaliyet raporlarını inceleyin. Bakın yönetiminde kimler var?
- Borsa İstanbul,
- Merkezi Kayıt Kuruluşu,
- Takasbank,
- Telekom şirketleri,
-Kamu bankaları ve iştirakleri
- Havayolu şirketi ve iştirakleri
- ...
Araştırmacı bir gazeteci gözüyle bakanlar buralarda şu kişileri görürlerse şaşırmasınlar:
- Eski bakanlar,
- Bakan yardımcıları,
- Gelir İdaresi başkanları ve yardımcıları,
- Pek çok kurumun genel müdürü,
- Cumhurbaşkanı Başdanışmanları,
- İletişim Başkanları,
- Rektörler,
- Akademisyenler,
- İktidar partisinin çeşitli kademesinde görev yapmış kişiler ve bunların yakınları Gelir İdaresi Başkanı’nın, vergi mükellefi olan bir şirketin yönetiminde ne işi var?
Kamu İhale Kurumu Başkanı, niye bir şirketin yönetim kurulunda yer alır?
Tüm Devletin denetimini yapma payesi kendisine bahşedilmiş bir Devlet Denetleme Kurulu Başkanı niye gidip Borsa İstanbul’da yönetim kurulu üyeliği yapar?
Bizim “Yunus”un mütevazı hayatını romanlaştıran akademisyen ve romancı niye gider de bir Telekom şirketinde yönetim kurulunda yer alır?
Yarın kendi önlerine gelecek dosyada karar verme makamında oturan bakan yardımcıları, bakanlığa bağlı veya bakanlıkla ilişkili şirketlerin yönetiminde niye varlar?
Kamudaki işleri hafif mi? Yoksa maaşları yetmiyor mu? Bu işleri yapacak daha ehil kimseler yok mu? Bulunmaz Hint kumaşları mı?
Yaptıkları kamu göreviyle yönetiminde bulundukları şirket veya kurum arasındaki “çıkar çatışması” hiç mi dikkate alınmaz?
Yönetim kurulu üyeliği aynı zamanda sorumluluktur
Fon krizinin merkezindeki şirketlerin yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile yöneticilerinin çoğu tutuklandı. Bir kısmına adli kontrol uygulandı.
Peki, krizin diğer ayağı olan gözetim, denetim ve düzenleme sorumluluğunda olanlar nerede?
Yönetim kurulu üyeleri şirketin stratejik kararlarının alınmasında sorumluluk üstlenir.
Örneğin, Borsa İstanbul’da yönetim kurulu üyeliği cafcaflı bir CV ve dolgun, vergisiz bir ilave maaştan öte aynı zamanda SORUMLULUKTUR.
Evet, ucu kime dokunursa dokunsun soruşturmada sonuna kadar gidilmelidir.
Çalanlar kadar bunlara göz yumanlar, görevini yapmayanlar, eksik yapanlar ya da suistimal edenler de buna dahil.
Sıcak makam koltuğunda otururken, kurumun sağladığı imkanlardan yararlanırken sorun yok...
Peki, işler ters gittiğinde sorumluluk olmayacak mı?
Olmalı, hem de ceza sorumluluğunun yanında ortaya çıkan zarardan mal varlıklarıyla sorumluluk dahil.
İşte bu noktada, ballı maaş almış olup kusur, hata veya suistimali tespit edilen üst düzey bürokratlara da hesap sorulmalı.
Bakın o zaman, ballı huzur hakkı uğruna yönetim kurulu üyeliğine talip olacaklar mı?