Neden ve nasıl buralara geldik

Son dönemlerde ekranlara yansıyan kelepçeli ellere dikkatle bakıldığında şaşırtıcı bir tablo ortaya çıkıyor. O ellerin sahipleri kimler? Milyonluk araçlara binenler, akademik kariyeri olanlar, ünlüler, başarılı iş insanları ve üniversite mezunu gençler. Yani sanılanın aksine yalnız yoksullar değil. Sadece eğitimliler hiç değil. Sorun para değil ! Sorun okul, makam da değil. Yani bataklığa zengin de düşüyor, genç de, yaşlı da. O halde ortaya tek bir eksik kalıyor.

“ Manevi boşluk ve değer yoksulluğu”.

Bu durumu psikolojide “Hedonizm” ( psikolojik hazcılık)kavramıyla açıklanıyor. Ruh doymazsa beyin yapay mutluluk arar. Modern insan; En pahalı yemekleri yiyor, en iyi telefonları kullanıyor, en iyi okullarda okuyor… Ama ruh aç, kalp boş. Beyin bu devasa boşluğu ne ile dolduruyor? Bahisle, kumarla ve uyuşturucuyla. Çünkü bunlar anlık dopamin yani sahte mutluluk verir.

Tıpkı çocukken ağlamasın diye verilen digital emzikler gibi. Bugün bir çocuk ağladığında evlerde ne oluyor? Konuşmak yok. Sabır yok. İlgi yok, telefon var. Anne ve baba aynı evde ama zihnen ekrandalar. Biri sosyal medyada, diğeri

gündüz kuşağında. Sosyolojik veriler acı gerçeği yüzümüze çarpıyor. Ebeveynlerin çocuklarıyla geçirdiği “ kaliteli zaman” tarihin en düşük seviyesinde. Çocuk bu tabloda ne öğreniyor ? Canım sıkıldığında sanal dünyaya kaçabilirim.

Beklememe gerek yok. “ istediğim hemen olmalı”. Yıllar sonra ne oluyor. Artık o telefon yetmiyor. Daha güçlü kaçışlar, daha tehlikeli maddeler gerekiyor. Eğitim sistemimiz beyin geliştiriyor ancak kalbi ihmal ediyor. Bu çocuk trigonometriyi biliyor ama yaşlıya metroda yer vermeyi bilmiyor. Bir genç üç dil konuşuyor ama annesiyle bağırarak konuşuyor. Diploma zekayı ölçüyor; Fakat vicdanı bir ölçüm sistemi yok. Toplumun büyük çoğunluğu inançlı olmasına rağmen, eğitimde ahlak, din ve değer denince bazı kesimlerde yersiz bir endişe başlıyor. Oysa mesele bir rejim tartışması değil, bir nesil inşasıdır.

Kimse inancı bir baskı aracı yapmaktan bahsetmiyor. Ama şunu söylemek bir zorunluluktur. Yalanın kötülüğünü, hırsızlığın yanlışlığını, sabrın erdemini ve haramdan mutluluk çıkmayacağını öğretmezsek; Toplum sessizce ve farketmeden elden gidiyor. Çünkü kanun korkusu yetmiyor, para yetmiyor. İnsanın içinde bir fren mekanizması yoksa, dışarıdan konulan her engel aşılıyor. Matematik bilmeyen bir çocuk sınav kaybeder ama ahlakı olmayan bir genç hayatı kaybeder. Ve biz her seferinde “ nasıl oldu”

diye şaşırırız. Oysa cevap hep aynı yerde duruyor.

Bilge Bahari diyor ki; Bir çocuğu eğitmek sadece zihnine bilgi doldurmak değil, kalbine yön vermektir. Vicdanı pusula olmayan geminin varacağı liman felakettir.

Peki sizce evlada bırakılacak en değerli miras nedir? Tükenen bir servet mi, yoksa tükenmeyen bir ahlak mı ? (alıntı)

SON SÖZ:

“ Gösterişin, torpilin, kibirin ve sayamadığım binlerce putun

kol gezdiği bu çağda ; Bir bakışın, bir duruşun, bir hayatın sadeliğine inanıyorum.”

DOSTOYEVSKİ

Yazarın Diğer Yazıları