Neşter!

Sermaye piyasası parseli içinde “fon gökdeleni kurma” işadamlığı sonunda geldi “fon vurma organize çeteciliğine” dönüştü. Kim fonu kurdu, kim fondan vurgunu vurdu; 35 gün doldu henüz devlet bu yalın soruya aciz bir cevap bile bulamadı. Devletin en yetkilisi; “cerrah olduk, elimizde neşter cerahati temizliyoruz” türünden kulağa hoş gelen fakat altı boş sözlerle durumu kurtarmaya çalışıyor.

★★★

Cerahat nasıl birikti!

Bünye mi üretti!

Mikrop nasıl yayıldı!

BDDK izinleri verdi.

SPK olanları seyretti.

BORSA İSTANBUL alkış tuttu. Cerahatin (fon vurgununun) sistemi ele geçirmesini önleyecek kurumların başındakileri kim atadı! Organize bir planla ve devlet gücü kullanılarak 544 bin kişinin, bir hesaba göre 18 milyar, diğer hesaba göre 25 milyar dolar parasına vurgun yapıldı.

★★★

Merkez Bankası başkan yardımcılığı yaptıkları dönemde kağıt paralarda imzası olan 3 yüksek düzey bürokrat ile Cumhurbaşkanı eski ve yeni danışmanları, bakan oğulları, bakan yardımcılarının damatları, Hazine Bakan yardımcısı, BDDK etik kurulu üyesi, iktidar partisi AKP’de başkan yardımcılığı ve Aile Bakanlığı yapmış başı türbanlı hanım ile kocası fon vurguncusu çıktı.

★★★

İktidar partisi bağlantılı siyasetçi ve üst düzey bürokratların fon vurguncusu çıkmalarının; “Siyaset ile yüksek bürokrasi- Siyasetçi ile yüksek bürokrat arasındaki ilişkide” ters gidişin hızlandırıcısı olacağını haber veren, uyaran, çığlık atan niçin çıkmadı? En önce iktidar partisinin başkanı da olan Cumhurbaşkanı’nın; “İşi ehline vermiyoruz sermaye piyasalarında balonlar oluşabilir” diye çığlık atması gerekirdi.

Niçin sustu, uyarmadı?

★★★

Bir düzen kuruldu.

25 yılını doldurdu.

İktidar siyasetini kutsallaştıran, iktidar siyasetçisini yücelten; dediği dedik, her sözü kanun sayılan bir yapı oluştu. Yasama, yürütme, yargı, basın bütün güçler, tek elde toplandı. Özgür devlet esir alındı. Özgür hukuk zincirlere vuruldu. Özgür vicdan korkutuldu, sindirildi. Devlet kurumları parti örgütü oldu. Valiler parti il başkanı yapıldı. Yüksek bürokratların tamamı iktidar yandaşlarından seçildi, atandı. 2018’den sonra bütün yüksek düzey bürokrat atamaları Cumhurbaşkanı’na bağlandı.

★★★

Bu yapı; devlet kurumlarının ve onları yönetmek için atanan yüksek bürokratlarının deneyim, bilgi, uzmanlık, tarafsızlık, hareket alanı, karar alma yeteneğini sindirdi, köreltti.

Liyakat kurşunlandı.

Cerahat buradan çıktı.

İğneyi kendine batır.

Çuvaldızı başkasına!

Evin kızı Fatma ile evin oğlu kocası, organize fon vurguncuları arasında yazılır oldu. Neşteri önce cerahati yaratan yapıya at da görelim.

★★★

Sistemin bütün ilgili büyük harf başlıklı kurumları SPK, BORSA İSTANBUL, BDDK, TCMB, MASAK, MİT ve diğerlerinin hepsi Cumhurbaşkanı’nın atadığı yüksek bürokratların gözü önünde, bilgisi dahilinde “Fon Vurgunu” hazırlanıp, kotarıldı. Küçük bir azınlık, çok hızlı yüksek servet yapsın diye haksızlığa göz yumuldu. Fon faciasına gidildiğini 2 yıldan beri çok sayıda kişi gördüğü halde, görmesi ve önlem alması gerekenler seyretti.

Sorumlu Cumhurbaşkanı’dır!

PORTAKAL SANDIĞI ÜSTÜNDEN

Cevabını arayan soru!

BORSA İSTANBUL’un yönetim kurulu üyeleri arasında Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran’ın ne işi var? Burhanettin Duran, Cumhurbaşkanı İletişim Başkanı olduğu 2025 Temmuz ayında Borsa İstanbul Yönetim Kurulu üyesi de yapılması hangi ihtiyaçtan doğdu? Üç fon üzerinden 141 kişi ve 73 şirketin 186.7 milyar TL vurgun yaptığını savcılık açıkladı ama kim bu isimler? Kaçı üst düzey bürokrat, kaçı iktidar partisine doğrudan ve dolaylı vidalı, kaçı devlet bankasında genel müdür, kaçı bakanlıkta üst düzey kravatlı, kaçı şu anda siyasetçi, kaçı eski siyasetçi, kaçı siyasetçi danışmanı, kaçı siyasetçi oğlu, kızı, hanımı, yakını? Başı türbanlı eski Aile Bakanı, 163 milyon lirayı nereden buldu? Belediye parası burs desteği ile okumuş yoksul aile kızı bu bakan hanım, mal varlığını nasıl kazandı? Fon vurgununda içeriden bilgiyi eski bakana kim, kimler verdi? Bu soru 35 gündür cevabını arıyor.

Bilim insanı Prof. Mehmet Haberal uyarıyor: Üretmeyen aç kalır

Başkent Üniversitesi kurucusu, bilim insanı Prof. Dr. Mehmet Haberal; Cumhuriyet’e kazandırdığı en büyük eseri Başkent Üniversitesi ve yan kuruluşlarıyla birlikte ülke ekonomisine, istihdamına, gıda ve tarıma katkı sunuyor. Ünlü tıp insanı, ameliyatlardan çıktıktan sonra bağ, meyve bahçeleri ve tarlalarında yetiştirdiği organik ürünlerin hasadına başladı.

Başkent Üniversitesi bünyesinde, hastane, televizyon, otel, süt ürünleri, gıda, tarım ve hayvancılık, demir, ahşap, tekstil üretim merkezlerinin yanında araştırma deney merkezleri kuran Haberal “Üretim yapmayan toplumlar aç kalmaya mahkumdur” diyor. Eğitim, sağlık ve turizm alanındaki yatırımlarının yanında tarım ve hayvancılığa neden önem verdiğini Haberal şöyle açıkladı:

HALK SAĞLIĞI İÇİN

“Ülkemiz, gıda, tarım ve hayvancılık gibi halkın sağlığı ve bekası bakımından çok önemli, uzun dönemli önlemlerle düzenlenebilecek sorunlarla karşı karşıya. Gıda ve hayvancılık alanında ithal bağımlılık çok üst düzeylere ulaştı. Gelecekte üretmeyen aç kalacaktır.”

Haberal hoca, organik tarım ve hayvancılık alanında da öncü oldu. Ticari amaç gütmeden, “Üretmeyen aç kalır” sloganıyla topluma yol gösteriyor ve şu uyarılarda bulunuyor:

“Bizim için eğitim ve sağlık, birbirinden ayrı alanlar değildir. Bilginin üretildiği, uygulandığı ve topluma fayda sağladığı bütünleşik bir sistem oluşturmayı hedefliyoruz. Bu anlayışla yalnızca eğitim ve sağlıkta değil; tarım ve hayvancılıktan gıdaya, kültür ve sanattan medyaya, tekstilden inşaata kadar farklı alanlarda da üretim gerçekleştiriyoruz. Kızılcahamam ilçesinin bir köyünde çiftliğimiz var. Süt, Kazan’daki fabrikada işleniyor. Anaokulundan koleje, otellerden polikliniklere, değişik illerde hastanelere, diyaliz merkezlerimizden tarımsal üretim alanlarımıza, tekstil ve gıda faaliyetlerimize kadar uzanan bu yapı, üretmenin ve ülkeye değer katmanın bizim için ne kadar önemli olduğunun göstergesidir.”

450 TON BUĞDAY, 150 TON NOHUT

Prof. Dr. Haberal, tarım ve hayvancılığa verdiği önemin bir parçası olarak, bu yıl 450 ton buğday, 150 ton nohut, 25 ton arpa, 50 ton soğan ve patates, elma ile birlikte mısır, meyve ve sebze üretimi gerçekleştirdi. Üretime dayalı, sürdürülebilir bir model ortaya koymaya devam ediyor.

Ticari amaç gütmeden, yıllar öncesinde “üretmeyen aç kalır” diyen, halkı üretime teşvik eden Haberal, Atatürk’ün 9 Haziran 1923 tarihinde söylediği “Çiftçilik milletimizin hayatı, serveti, kudretidir” sözünü rehber kabul ediyor, Kızılcahamam ve Kazan’daki çiftlikleriyle öncülük ediyor.

Özellikle, organik tarım ve hayvancılığın “Türkiye’nin milli güvenlik sorunu” kadar önemli olduğunu belirten Haberal, “Hangi çağda yaşarsak yaşayalım tarımdan vazgeçemeyiz. Aksine nüfus artışı devam ettikçe, iklim şartları değiştikçe tarım daha çok önem kazanıyor. Toprak vatandır, tohum geleceğimizdir. Toprağı küstürmemeliyiz” dedi.

“TARLALAR BETONLAŞMASIN”

Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin bütçelerinden tarıma yüzde 40 pay ayırdığına dikkat çeken Haberal, 2050 yılında dünya nüfusunun 9.5 milyara ulaşacağını, günümüzde 1 milyar insanın açlıkla karşı karşıya olduğunu belirtti. Haberal, açıklamasını şölle sürdürdü:

“Bu tablo karşısında ülkelerin tarımdaki verimi en az yüzde 60 artırması gerekiyor. Eğer tarımdaki verimi önümüzdeki 30 yıl içinde artıramazsak dünya gıda savaşlarıyla karşı karşıya kalacak. Bunları, tarımın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha vurgulamak için söylüyorum. Bu güzel coğrafyada dört iklimi yaşıyoruz. Üç tarafımız denizlerle çevrili. Türkiye; meyvede, sebzede, tahılda ve özellikle hayvansal ürünlerde son derece önemli bir ülke. Onun için üzerimize düşeni yapmak durumundayız Her alanda üretim yapmak zorundayız... Tarlalar betonlaşmasın, Türkiye aç kalmasın. ”

AVRUPA STANDARTLARINDA ÜRETİM

Sağlık ve eğitim alanındaki çalışmaları ile öne çıkan ve dünyaya örnek olan Haberal, süt ürünleri fabrikası da kurdu. Haberal, kuruluşun Avrupa standartlarında üretim yapabilecek nitelikte modern donanımlı bir yapıya sahip olduğunu belirtti. “İşletmede; süt, beyaz peynir, kaşar peyniri, yoğurt, süzme ve çömlek yoğurt, ayran, tereyağı, kaymak, tulum peyniri çeşitleri, dil peyniri, örgü peyniri ve patentli ürünümüz olan minci peyniri üretimi yapılıyor” dedi.

6 MİLYON AĞAÇ

Kuruluşundan bu yana bilimsel kalite, etik sorumluluk ve toplumsal fayda üçgeninde büyüttüğü Başkent Üniversitesi; sağlık, mühendislik, sosyal bilimler ve sanat gibi birçok alanda eğitim ve araştırma faaliyetlerini sürdürüyor. Türkiye’nin öncü vakıf üniversiteleri arasında bulunan üniversite, sahip olduğu tıbbi merkezler, uygulama hastaneleri ve araştırma laboratuvarlarıyla, aynı zamanda halk sağlığına da doğrudan katkı sunuyor.

Bilim dünyasında önemli bir yeri olan Prof. Dr. Mehmet Haberal, 1993 yılında Ankara’nın hafriyat döküm alanı olan Bağlıca’da Başkent Üniversitesi’ni kurdu. Tek bir bodur ağacın zor bulunduğu bu arazi, onun vizyonuyla kayalar delinip bugün 6 milyon ağacın yeşerdiği örnek bir eğitim yuvasına dönüştü. Başkent Üniversitesi bugün yalnızca akademik başarılarıyla değil, “en yeşil kampüsü”yle de örnek gösterilen üniversitelerimiz arasında yer alıyor.

Yazarın Diğer Yazıları