Ömrü vefa etmedi

BİR zamanlar iktisat hocalarına “Enflasyon nasıl indirilir” diye sorunca, onlar da “Biz bunu öğrencilerimize Econ 101 (İktisada Giriş) dersinde öğretiyoruz” diye yanıtlardı. Bunu duyan vatandaş da “ekonominin başına değil hocanın kendisi, Econ 101’den geçer not alan bir öğrencisi getirilse” enflasyonun indirilebileceğini sanırdı. Hükümetin bunu yapmamasını, yandaş kollamaya bağlardı. Hocaların öğrettiği yöntemin bir numaralı aleti Merkez Bankası’nın faizi yükseltmesiydi. Bunun sonuç verdiği ispatlanmıştı. ABD’de 1979’da çift haneye çıkan enflasyon, dönemin FED Başkanı iki metre boyundaki Paul Volcker’ın faizi yükseltip, sanayicilerin tüm itirazına rağmen indirmemekte ısrarı sayesinde düşmüştü. Aynı yöntemi uyguladıkları halde enflasyonu kalıcı olarak indirmekte başarılı olamayan ülkelerin kusuru, yüksek faizi yeteri kadar uzun süre uygulamamalarıydı. Yani sabrın sonu selametti ama o ülkeler sebatkâr değildi. Gel de Nasrettin Hoca’yı anma! Malum hikayedir. Hoca, masrafı düşürmek için eşeğinin yemini her gün biraz daha azaltıyormuş. Bir sabah hayvanı ahırda ölmüş bulmuş. Çok üzülmüş. Niye üzgünsün diye soran dostlarına hissiyatını “Benim eşek, yem yemeden çalışmaya tam alışmak üzereyken, ömrünün vefa etmemesi kötü oldu” diye açıklamış. ABD veya AB üyesi ülkelerin yüksek faiz uygulayarak enflasyonu kalıcı olarak indirebilmeleri, buna karşılık Arjantin, Türkiye ve benzeri ülkelerin indirememesinin sebebi, yüksek faiz uygulamaktan erken vazgeçmeleri değildir. Esas sebep paralarının farklı oluşudur.

TEK PARALI VE ÇİFT PARALI ÜLKELER

Ülkeler, ulusal paralarına (para birimi/currency) göre ikiye ayrılır: 1. Parası sert “hard currency” olanlar, 2. Parası yumuşak “soft currency” olanlar. Enflasyonu yüksek faiz uygulayarak düşüren ülkelerin parası serttir. Yani bunlar dört işlevli tam paradır. Bilinen adıyla dövizdir. Parası döviz olan ülkelerin ekonomileri tek para ile çalışırken parası döviz olmayan ülke ekonomileri, biri döviz (mesela dolar) diğeri ulusal (mesela TL) olmak üzere iki para ile çalışır. Bu ülkelerde fizibilite hesapları, uzun vadeli akçeli sözleşmeler ve varlık değer tespitleri “dolar” ile yapılır. Bu ülkelerin ortak zafiyeti sürekli “cari açık” vermeleri ve ithalat için dış borç almak zorunda kalmalarıdır. Hal böyle olmakla birlikte dünya cari açık şampiyonu ABD veya sürekli cari açık veren İngiltere’nin paraları dövizdir. Çünkü onlar emperyal devlettir. ABD’nin dünya ekonomisindeki yeri hiçbir ülkeye benzemez. ABD kıstas olamaz. Kaldı ki, muhteşem ABD de böyle gidemeyecektir.

BAŞKA YOL MÜMKÜNDÜR

Enflasyonun düşük seyrettiği 1960-1971 ve 2004-2016 yıllarında pek bir döviz sorunumuz yoktu. Enflasyonda yükselmeler hep döviz kıtlaştıktan sonra başlamıştır. Türkiye’deki yapışkan enflasyonun kök sebebi, halkın “TL’ye” daha doğrusu TC’ye güven duymamasıdır demek yanlış olmaz. Güvensizlik bir kısır döngüdür. Halkı TL’ye güvenmedikçe TL’de güvenilmez para olmaktan kurtulamamaktadır. Güvenilir para rolü de dolara düşmektedir. Ancak yüksek faizle “cazip hale” getirilen TL ile ülkeye sıcak döviz çekilebilmektedir. Bu “borç da olsa ilave döviz arzı” döviz fiyatını baskılamaktadır. Sıcak döviz, döviz fiyatının yanlış yerde teşekkül etmesine sebep oluyorsa ilk iş bunu önlemek olmalıdır. Bunun iki yolu var: 1. Merkez Bankası’nı Para Kurulu’na dönüştürüp TL’yi “dövizleştirmek” 2. Ne pahasına olursa olsun ekonomiyi sürekli “cari fazla” veren bir yapısal dönüşüme tabi tutmak. Bu yolların ikisi de çok muhataralıdır. Bunu da ancak, böylesi bir ekonomi programını uygulama sözüyle iktidara gelen siyasi parti başarabilir. Turgut Özal ise “ne kadar enflasyon, o kadar devalüasyon” kuralı uygulamıştı. Enflasyon da kalıcı olarak inmemişti.

SON SÖZ: Belki de enflasyon o kadar kötü bir şey değildir.

Yazarın Diğer Yazıları