Ortalama insan küçümsenmemelidir. Çünkü toplumun gerçek yükünü o taşır. Sabahın erken saatinde uyanan, işe yetişmeye çalışan, çocuğunun okul çantasını hazırlayan, otobüste ayakta duran, ay sonunu hesaplayan, market rafının önünde durup etiketlere bakan, faturayı, kirayı, taksiti, ilacı, defteri, ayakkabıyı aynı cüzdanın içine sığdırmaya çalışan insan... İşte ülkenin ve dünyanın büyük gerçeği odur. O, çoğu kez manşet değildir. Kürsüde konuşmaz. Büyük karar masalarında adı geçmez. Ama bütün büyük sözler onun sırtına yüklenir. Vergi onda, emek onda, sabır onda, bekleyiş onda, yorgunluk onda, çocuk büyütmek onda, yaşlı bakmak onda, borç ödemek onda, toplumsal düzenin görünmeyen yükü ondadır. Ortalama insan denilen kişi, aslında yaşamın omurgasıdır. Bir toplumun değeri, seçkinlerinin parlaklığıyla değil, ortalama insanının onuruyla ölçülür.
Ortalama insan nasıl yaşıyor? Korkuyla mı, güvenle mi? Emeğinin karşılığını alıyor mu? Çocuğuna iyi bir gelecek düşleyebiliyor mu? Hastalandığında çaresiz mi kalıyor? Yaşlandığında terk edilmişlik mi bekliyor? Mahkeme kapısına gittiğinde güçlüyle eşit durabiliyor mu? İşte adaletin gerçek sınavı burada başlar.
Bir ülkede yükü taşıyanlarla nimeti toplayanlar ayrışmışsa, orada adalet yaralanır. Bazıları kamusal düzenin bütün olanaklarından yararlanırken, bazıları yalnız bedel ödüyorsa; bazıları korunaklı sofralarda gelecek planları yaparken, bazıları aynı geleceği çocuklarına anlatmaya utanıyorsa; bazıları emeğin ürününü alırken, emekçi yalnız yorgunluğu devralıyorsa, orada hukuk metinlerde kalsa da vicdan sokakta üşür.
Ortalama insanın sorunu büyüktür; çünkü ortalama insanın sorunu yalnız bireysel değildir. O, aynı anda ekonomik, ahlaki, siyasal ve insani bir sorundur. Çalışan insanın adil ücret alamaması yalnız gelir sorunu değildir; insan onuru sorunudur. Çocuğun iyi eğitim alamaması yalnız okul sorunu değildir; özgür yurttaşlık sorunudur. Gençlerin geleceğe güvenle bakamaması yalnız istihdam sorunu değildir; toplumun ruh sağlığı sorunudur. Yaşlıların yalnız kalması yalnız aile sorunu değildir; insanlık sorunudur. Bugünün dünyasında ortalama insan ağır bir basınç altında yaşıyor. Bir yanda geçim derdi, bir yanda hız baskısı. Bir yanda ekranların sürekli başarı gösterisi, bir yanda kendi yaşamını yetersiz hissetme duygusu. Bir yanda görünür olma zorunluluğu, bir yanda içe kapanan yalnızlık. Bir yanda “daha çok çalış” diyen düzen, bir yanda emeğin karşılığını eksik veren piyasa.
İnsan, aynı anda hem çalışmaya hem tüketmeye, hem gülümsemeye hem güçlü görünmeye hem de hiç yorulmamış gibi davranmaya zorlanıyor. Bu, insanı içten içe aşındırır. Çünkü insan makine değildir. İnsan yalnız üretim birimi, tüketim hedefi, oy sayısı, veri noktası, müşteri profili, performans grafiği değildir. İnsan; korkusu, umudu, bedeni, yorgunluğu, ailesi, onuru, kırgınlığı, sevinci ve vicdanıyla insandır. Onu yalnız verimlilikle ölçen her düzen, sonunda insanı da toplumu da kurutur. Ortalama insanın en büyük yalnızlığı, çoğu kez anlaşılmamasıdır. Herkes onun adına konuşur; çok az kişi onu gerçekten dinler. Ona sabır öğütlenir, ama onun neden yorulduğu sorulmaz.