“Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” ibaresi doğru değildir. Bunu birkaç kere yazdım. Hakimiyet kayıtlı ve şartlı olarak milletindir. Bu “kayıt ve şart” başta anayasa ve yasalardır. Milletin hakimiyeti, millet meclisinde ete kemiğe bürünür. Bu mecliste sadece iktidar partisi vekilleri yoktur. Muhalefet vekilleri de vardır. Onlar da milletin hakimiyetini temsil eder. İktidar partisi, kendini bütün milletin yegâne temsilcisi olarak görürse, uygulanan rejimin adı demokrasi değil, çoğunluk diktatörlüğü olur. Aynı mantık başkanlık sisteminde de geçerlidir. Hükümetin “milletin hakimiyetini sınırlayan” yasalara uyup uymadığını yargı denetler. Yargı ise yasalardan önce, yargıçlar demektir. Dolayısıyla, rejimin niteliğini (kalitesini) yargıçlar belirler. Bu sebeple “adalet mülkün temelidir” denmiştir. Ancak yargıçlar da insandır. Bakmakla yükümlü aileleri vardır. Kendini özlük hakları bakımından güvende hissetmeyen yargıç, selameti iktidarın veya derin devletin hatta zengin bir tarikatın “emrine girmekte” bulabilir. Hem yargıçları kötü siyasetin hem de siyasileri kötü yargının tasallutundan korumak için iki müessese geliştirilmiştir: 1. Yargıçlar için “hâkim teminatı”. 2. Millet vekilleri için dokunulmazlık. İki yıldır muhalefet partili seçilmiş belediye başkanlarının, suçları sabit olmadan fabrikasyon itham ve iftiralarla görevini yapamaz hale getirildiğini üzüntüyle izliyorum. Üsküdar faciasından sonra “seçimle gelenin seçimle gitmesi” için seçilmiş belediye başkanlarının adi suçlardan yargılanması “seçim dönemi sonrasına ertelenmelidir” kanaatine vardım.
ÖZERK İNSAN
Herhalde 40 yıl önceydi. Merkez Bankası’nın, TRT’nin ve belli kamu kurumlarının işlerini doğru dürüst yapabilmeleri yani iktidardan bağımsız olmaları için bunlara “muhtariyet/özerklik” verilmesi tartışılıyordu. Anayasa Profesörü Mümtaz Soysal, bir makalesinde, yöneticisi “özerk insan” olamayan kurum özerk olamaz, diye yazmıştı. Mümtaz Hoca lafı, bizim kültürümüzde otoriteye itaat esastır; onun için iktidarın veya derin devletin sözünden çıkamayan, fikri hür vicdanı hür “özerk insan” yetişmiyor, demeğe getiriyordu. Bu yüzden, “kâğıt üstünde” ne kadar özerklik verilirse verilsin kurumlarımız özerk olamıyor, diyordu. Gözleminde haklıydı. Gerçek buydu. Güce teslimiyet yaygındı. Ama bugün ben “bizim millet maalesef böyle” hükmünü milletimize yapılmış bir haksızlık olarak görüyorum. Bizler Osmanlı çocuklarıydık. Osmanlı’da “mülkiyet” korunmuyordu. “Can Allah’ın, mülk Padişahındır” kuralı geçerliydi. Kimse, canının yongası malını mülkünü kaybetmek istemediği için sultana boyun eğiyordu. Kişileri güce teslim olmaya ikna için, onun malına ve mülküne el koymakla tehditten daha etkili başka bir yaptırım yoktur. Bu uygulama maalesef yaygınlaşmaktadır.
SON SÖZ: Mülkiyet, ferdi hürriyetin; ferdi hürriyet, demokrasinin teminatıdır.
NASIL EŞEK MUAMELESİ GÖRDÜM
Tatile çıkmadan önce AJET havayolundan Bodrum’a gidiş dönüş, birinci sıradan bilet aldık. Alırken de koltuk seçimini yaptık. Dönüşümüz 15 Eylül Salı günü, 3101 sefer sayılı uçaklaydı. Benim koltuğum 1C, eşiminki 1D idi. 14 Eylül günü online check-in yaptım. Benim koltuğum 1C olarak yerindeydi. Eşiminki daha düşük fiyatlı 15F’ye değiştirilmişti. Yanlışlığı düzeltmek için bir saat uğraştım. Yanlışlık yoktu. Değişikliği muhtemelen engelli bir yolcu için “operasyon” yapmıştır, dendi. Bagaj teslim ederken, bankodaki memura durumu söyledik. Fiyat farkının iade edilmesi için dilekçe verin, dedi. Uçağa girince 1D koltuğunda, süslü püslü “engelsiz” genç bir kadının oturduğunu gördüm. Halinden pek memnundu. Yerimi eşime bırakıp, tek bir kelime etmeden 15F’ye gittim. Özerk insan ve özerk kurum böyle mi olur, diye düşündüm.