Niçin seçildin? Niçin iktidar partisi oylarını geçtin? Niçin halkı ikna ettin de onlar seçimde iktidar partisi adayından çok sana oy verdiler? Bunun davası mı olur? Tarihte örnekleri var. Bunun davası oluyor. Adına “pusu davası” diyebilirsiniz. İktidarlar gücü ele geçiriyorlar. İktidar koltuğunu bırakmak istemiyor, sultanlık kurmaya yatkın duruma geliyorlar.
★★★
Bağımsız yargıyı; “düşman ceza hukukuna” çeviriyorlar. Kendilerine “potansiyel tehlike olarak gördüklerini” yok etmek için sebepler uydurup; duydum, işittim, bana söylediler diye sahte şahitler üretip, kanıtlar icat ederek mahkemelere çıkartıyorlar.
Siyasi davalar bunlar.
Tarihte çok örnek var:
1930’lu yıllarda Rusya’da Joseph Stalin, siyasi rakipleri; “Leon Troçki, Nikolay Buharin, Girgory Zinovyev’i böyle bir pusu davasında mahkum ettirdi. Yurt dışına sürgün etti, öldürttü. Örneğin Nazi Almanya’sında Adolf Hitler siyasi rakipleri; “Dietrich Bonhoeffer, Hans Scholl’u böyle bir pusu davasında yok etti.
★★★
Örneğin Güney Afrika’da “Siyah muhalefeti bastırmak” için açılan pusu davada; “Nelson Mandela” sabotaj yaptı suçlamasıyla yargılandı, ömür boyu hapse mahkum edildi. Ömrünün büyük bölümünü hapiste geçirdi, sonra ülkenin lideri seçildi. Örneğin 1979’da Pakistan’da bir darbe oldu, darbeci galipler ülkenin başbakanı Zülfikar Ali Butto’yu mahkeme kurup astılar. Mahkemenin önceden ne karar vereceği belliydi.
★★★
ABD’de 1950- 1953 yılları arasında “Rosenberg Mahkemesi” adıyla bir dava kuruldu. Julius Rosenberg ve Ethel Rosenberg adlı karı-koca iki aydın Amerikalı, Rusya’ya casusluk yaptılar iddiasıyla yargılandılar. Ölüme mahkum edildiler. Elektrikli sandalyeye oturtulup elektrik verilerek öldürülürdüler. Bunun da bir pusu davası olduğu ortaya çıktı, pek çok filme konu edildi.
★★★
Pusu davası örnekleri bizim ülkemizde de var. 27 Mayıs 1960 darbesi sonrası Yassıada Mahkemesi kuruldu, mahkemenin yargıcı, “beni bu mahkemeye yargıç yapan irade sizin ceza almanızı istiyor” diyerek Başbakan Adnan Menderes ile bakanlar Fatih Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ı idama mahkum etti, idam edildiler. Bizim ülkemizde 2010 yılında yine Silivri’de içlerinde Genelkurmay Başkanı’nın ve üst düzey rütbeli komutanlar ile subayların da yer aldığı “Ergenekon-Balyoz” davaları başladı.
★★★
Deliller gerçek mi?
Bakılmadı.
CD’ler hakiki mi?
Bakılmadı.
Hukuka uyuyor mu?
Bakılmadı.
Tanıklar doğru mu?
Bakılmadı.
360 sanık, “savaş uçaklarını uçurup camileri bombalayacaklardı, kardeşi kardeşe düşüreceklerdi, darbe yapacaklardı” suçlamasıyla sahte CD’ler, gizli tanıklar ve iktidar basınının kara çalma propagandasıyla yargılandılar. Hapishaneden ancak ölüleri çıkması kaydıyla (ömür boyu) hapse mahkum edildiler. Tayyip Erdoğan ile Fetullah Gülen, iktidarı paylaşma kavgasına tutuşmasıydı bu insanlar şimdi bir kısmı hapiste ölmüş, diğerleri de ölünceye kadar yatıyor olacaklardı.
★★★
İktidarı seçimle ya da şu şekilde, bu şekilde ele geçirmiş olanlar, koltuklarından hiç ayrılmamacasına sultanlık kurmaya yatkın hale geldiklerinde potansiyel rakiplerine karşı “pusu davaları” kurdurabiliyorlar. Savcılar, hakimler, gizli tanıklar, birkaç tane de gerçekten çarık-çürük itirafçı bulunuyor; davalar başlıyor.
Tarihte çok örnek var!
★★★
Silivri’de önceki gün başlayan davanın aynı gününde Ankara’da da bir dava görülüyordu. Ankara’daki evinde çelik kasasında 26 kilo altın, 1 milyon 320 bin dolar, 121 bin Euro ele geçirilen, kendisi orta halli bir aileden gelmiş olmasına rağmen sayısız mal-mülk-kat-apartman sahibi gayrımenkul zengini olduğu anlaşılan eski Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Daire Başkanı Mehmet Cemil Acar, bu davada yargılanıyordu. Davanın hakimi, onun hakkında tahliye kararı verdi. Tutuksuz yargılanacak.
Bu da böyle bir örnekti.