Reha Muhtar’dan bir anı!

Sevgili okurlarım, iki gün önce vefat eden Reha Muhtar, hiç tartışmasız bir biçimde bizim ‘televizyon aleminin’ bir numaralı önde geleni olmuştu. Yaptıkları ve ekrandaki sözleriyle bu unvanı yıllar boyunca taşıdı ve gerçekten hak etti.

1980’li yıllar...

Ben o zaman Türkiye’nin en önemli gazetelerinden biri olan Milliyet’teyim. Günün birinde gazeteye bir haber geldi.

Yeni bir muhabir alınacaktı. Birkaç gün sonra o günlerde hiç kimsenin tanımadığı genç bir arkadaş geldi ve işe başladı. Bu vesileyle tanışmış olduk.

Efendi, şirin bir çocuktu. Sözü sohbeti yerindeydi.

Şimdi benim odamda üç kişi olmuştuk.

Köşe yazarı, hayranlık duyduğum, benim de hep olumlu anlamda kıskandığım Örsan Öymen, Reha ve ben.

Milliyet o yıllarda Hürriyet, Cumhuriyet gibi Türkiye’nin en önemli ve saygın birkaç gazetesinden biriydi.

Ağırlığı vardı. O ağırlık, bugün olduğu gibi sıfıra inmemiş, çökmemişti.

Reha böylece işe başladı. Ankara temsilcimiz rahmetli Orhan Tokatlı abimiz tarafından çeşitli işlere gönderiliyor, dönüşte masasına oturup haberini yazıyordu.

Ancak basın piyasasında onunla ilgili bir haber ısrarla dolaştırılıyordu.

“Reha yükseklerden torpillidir, haberiniz olsun!”

Kısa süre sonra gerçek ortaya çıktı.

Evet torpilli idi.

O da Ankara Koleji mezunuydu, ben de öyle. Aramızda çok güzel bir dostluk oluştu ve Reha kimden torpilli olduğunu bana dürüstçe açıkladı.

Nitekim bir süre sonra yurt dışında bir göreve atandı. Atina’da Milliyet’in muhabiri oldu. Bu da torpilin bir göstergesiydi!

★★★

Aradan yıllar geçti ve Reha televizyon sunuculuğuna girişti. Artık TRT dahil çeşitli kanallarda programlar yapıyordu.

Renkli bir sunuş tarzı vardı.

Büyük kitleleri kendisine ekran yoluyla bağlamıştı. Bir büyük kesim kendisini suçlarken, hatta alay ederken öteki büyük kesim ondan sevgiyle söz ediyordu.

★★★

O yıllarda TRT’nin başında Tayfun Akgüner isimli bir şahıs vardı. İktidarın adamı olarak görev yapıyor, yolsuzluklarla suçlanıyordu.

Çevresine kendisine bağlı birtakım ipe sapa gelmez adamlarını doldurmuştu.

İstanbul’da yaşıyordu.

Günün birinde medyaya verdiği bir demeçte şöyle demişti:

“Ben İstanbulluyum, Bizanslıyım, bana kimse dokunamaz!”

Bu sözleri beni hem tahrik etti hem de kafamı bozdu...

Ve ben bu genel müdüre Hürriyet’teki yazılarımda bindirmeye başladım.

Çeşitli marifetlerini açıklarken kendisinden sürekli olarak “Bizanslı Tayfun” diye söz ediyordum. Çok bozuluyordu ama bir şey yapamıyordu!

Bu arada bir kavgam da kamuoyunda liboş diye bilinen gazeteci Mehmet Barlas’la sürüp gidiyordu.

Ben Hürriyet’teyim Mehmet Sabah’ta... Birbirimize çullanıp duruyoruz.

★★★

Günün birinde beni Reha aradı. Reha o sırada TRT’de Ateş Hattı programını yapıyor.

-Emin abi sadece Mehmet Barlas’la ikinizin katılacağı bir Ateş Hattı programı yapmak istiyorum. Katılır mısın? Yani benim programda hesaplaşırsınız.

-Ben katılırım da acaba Mehmet katılır mı, yoksa yine kaçıp gider mi!

-Ben kendisiyle konuştum, o kabul etti abi...

Reha bu gelişmeleri basına sızdırmış.

Böylece her yerde, gazetelerde ve ekranlarda yine manşet olmaya başladık!

Reha bana koşulları anlattı. Ankara’daki TRT binasında bizi karşılayacaklar, önce makyajımız yapılacak, sonra dışarıda bir odada bekleyişe geçeceğim.

İşleri tamamlayınca Reha’ya Mehmet’in nerede olduğunu sordum. İkimiz karşılaşmayalım, tatsız bir durum olmasın diye onu yukarı kata almışlar.

★★★

Ben yerimde beklerken Reha birkaç dakikada bir yanıma geliyor ve bir ricada bulunuyor:

-Aman abi gözünü seveyim, canlı yayında sakın ola ki Bizanslı Tayfun falan deme. Yoksa beni çok zor duruma düşürürsün, rezil olurum. Zaten sen varsın diye genel müdürden izni zor aldım, ben mahvolurum...

-Tamam Reha, demem ki zaten. Sen telaşlanma için rahat olsun.

Aradan 10 dakika geçiyor, yanıma gelip yine aynı lafları söylüyor. Böyle birkaç kez geldi gitti.

★★★

Stüdyoya girdik, canlı yayın başlıyor. Reha kura çekti, ilk konuşma sırası Mehmet Barlas’ta... Ve konuşmaya başladı. Birkaç cümle sonra şöyle dedi:

“Emin Çölaşan TRT Genel Müdürü Sayın Tayfun Akgüner’den bile sürekli olarak Bizanslı Tayfun diye söz eden, hakaret eden biridir...

Ben gülmekten masanın altına girmek üzereyim.

Reha mosmor oldu...

“Bir dakika Sayın Barlas, burada olmayan sayın genel müdürümüz için böyle diyemezsiniz. Rica ederim, lütfen!

★★★

Hani Allah’ın büyüklüğü derler ya, tam da bu işte...

Meğer yayın için beklerken yanıma defalarca gelen ve “Aman abicim sakın Bizanslı Tayfun deme” diye ricalarda bulunan Reha Muhtar, aynı uyarıyı Mehmet Barlas’a yapmamış çünkü ondan böyle bir şey beklemiyor!

İlginç bir olaydı, bizim canlı yayın ertesi gün bütün gazetelerin manşetinde yer almıştı.

O gece bende hoş bir anı olarak kaldı.

Reha ertesi gün beni arayınca bunu kendisine sordum... “Ne bileyim böyle olacağını abi, darbeyi senden beklerken hiç ummadığım bir anda o vurdu” dedi!

(Mehmet Barlas ve Reha Muhtar’a Allah’tan rahmet diliyorum.)

Yazarın Diğer Yazıları