Şahsi becerilerle 3 altın puan

Maçta goller var. Peki futbol var mı? Maalesef! Kötü bir maç değil, çok kötü bir maç seyrettik. Seyretmedik resmen, mecburen işkence çektik. Çünkü görevimiz bu. Türkiye’deki maçları seyrediyoruz, sonra İngiltere’den maç seyrediyoruz, Almanya’dan, Fransa’dan, İtalya’dan. Onlarınki futbol, bizdeki mahalle maçı oluyor.

Fenerbahçe ilk başta biraz kımıldadı, sonra durdu. Yan top geri top, yan top geri top!

Peki, Rize’ye bakıyorsunuz onlar bir şey yapabildi mi? Onlar da hikâye. Oynadığı sürece Kerem yok. Greenwood da yok. Muriqi de yok. Bunlar hiç yoklar. Peki o zaman Rizespor ne yapar? Yani bunları yazıyoruz şaka gibi ama maalesef gerçek. Fener’in ilk attığı gol tamamen şans golü. Rakibe vurup, kaleciyi kontrpiyede bırakıyor. İkinci gol çok güzel bir şut, yani şahsi beceri Kahveci’den. Üçüncü gol yine şahsi beceri.

Yalnız anlamadığım bir olay var. Oğuz 80’de giriyor, güzel de bir gol atıyor. Aslında bu çocuk sol dışta Archie Brown ile çok iyi anlaşıyorlardı. Bayağı da iyi işler yaptılar. Ama İsmail kenara aldı. Kenara aldı da oyuna girer girmez ne yaptığını gördük.

Maç 1-0 giderken Rize bir gol atsa maç ne hale gelecek? Şampiyonluğa giden bir takımın işi buralara bırakmaması gerekirdi. Ama şahsi becerilerle atılan goller deplasmanda Fenerbahçe’ye üç altın puan getirdi.

Hakemlik fazla bir iş olmadı. Yalnız bu hakem arkadaşın yaptığı bir hata var: Düdüğü fazlaca ağzında tutuyor. Bir gün ‘Zırt’ diye üflersin, bütün maç başına yıkılır. Bir de futbolcuların oyun alanına girme! Hem onları rahatsız ediyorsun hem de maçın temposunu düşürüyorsun. Nitekim topla bir sefer çarpıştın, birkaç pozisyonda da son anda yırttın! Yarın bir gün öyle bir maçta yaparsın ki bütün maç sana yıkılır. Bu kötü futbola şöyle bir bahane bulabiliriz; “Milli maçlardan sonra bu tip şeyler olabilir” deriz, iyi niyetle bakarız.

Yazarın Diğer Yazıları