Şımarık çocuk sendromu

Günümüzde futbol, istatistik ve skor üzerine bir dönüşüm yaşarken benliği olan estetikten ve keyif veren bir etkinlik olmaktan kopuyor. Bu durum en çarpıcı haliyle 5-6 yıldır Türk futbolunun üzerinde de kara bulut gibi dolanıyor.

Öyle bir futbol iklimi oluşturuldu ki, kaybetmenin hatta berabere kalmanın bile taraftar gözünde en ufak değeri yok. Sanki tüm maçlar kazanılmak zorundaymış gibi oyunun ruhuna, akla-mantığa sığmayan bir düşünce zehir gibi yayılıyor. Başarıya körü körüne bağlanan, galibiyet dışında hiçbir sonucu başarılı görmeyen, galibiyet alırken de her unsura göz yuman bir futbol iklimi uzun vadede keyif vermekten ziyade keyif kaçırmanın anahtarı olur.

Maalesef, başarısızlığın da bu işin bir parçası olduğunu anlamayan bir profil oluştu, oluşturuldu. Günümüz gerçekliğine ve ülke ekonomisine sığmayan bütçeler, ne yapılırsa yapılsın yapanın yanına kâr kalan işler, popülist davranıp, taraftar ne isterse ikiletmeden veren yönetimler de, dün övdüğü ismi bugün ekranlar ve sosyal medya üzerinden acımasızca gömenler de bu durumun en büyük öncüsü.

Yalnızca ülkemizde değil dünya futbolunda da benzer bir profil oluşmaya başladı. Belki sosyal medya etkisi, belki de bazı taraftarları sürekli galibiyete alıştıran bir düzen, siz ne demek isterseniz deyin. Şampiyonlar Ligi kupaları müzelere sığmayan Real Madrid'de bile takım yuhalanabiliyor. Ama bu yönetimin, 'ıslıklayan maça giremez' sözüne istinaden 'kulübün sahibi taraftardır' dersi verebilmek için tepki olarak yapılıyor, kötü oynan bir iki maç için değil...

Yönetimler, elinde boya yokken taraftarlara çiçekli tablolar sunuyor. Milyonlarca insan da çiçekli tablolar üzerine hayaller kuruyor ama günün sonunda gri tablo ile baş başa kalınca işte o noktada işler çıkılmaz bir hal alıyor. Birkaç sene sonrasını düşünmeden, yıllarca her istediği yapılan şımarık çocuklar gibi alıştırılan taraftarlar, en ufak düşüşte isyana başlıyor. Bu sebeptendir ki kulüplerimiz için şapkayı önüne koyup düşünme zamanı geldi de geçiyor.

Ekonomisi sürdürülebilir olan kulüpler elverdikçe büyük yatırımlar yapıp, geniş bütçeli takımlar kurmakta özgürler tabii. Ancak bunun bir plan çerçevesinde olması ve yönetilebilir düzeyde kalması herkesin hayrına. Göztepe, Samsunspor gibi adım adım planlı ilerleyen, harcamalarını realist bir tablo içinde yapan kulüpler, bahsettiğim profili yıkma potansiyelini bir umut gibi yeşertiyor. Son yıllarda Trabzonspor da planlama konusunda takdire şayan işler yapıyor. Sadettin Saran yönetimindeki Fenerbahçe de, transferde doğru adımlar attığını sıkışık fikstürde daha net hissettiriyor. Yönetim ilk transfer sezonunu yaşıyor ancak eklemeler popülist değil, ihtiyaç doğrultusunda yapılıyor. En azından şimdilik...

Unutulmamalı ki hazıra dağ dayanmaz. Yetiştirmeyen, verileni tüketmeye mahkumdur. Sistemli işlerin kolay kolay bileği bükülmez. Belki sonucu geç gelir ama alınan sonuçtan sonra çark tıkır tıkır işler.

Yazarın Diğer Yazıları