Savaş öncesi bir uçak gemisinde tuvaletler tıkanırsa ne olur?
Cevap basit... Savaş gecikir.
Çünkü denizin ortasında, 337 metre uzunluğunda, 100 bin tonluk, 13 milyar dolarlık bir çelik kütlenin kaderi bazen füze sistemlerine değil, 650 tuvaletin sağlığına bağlıdır.
Evet, 650 tuvalet.
USS Gerald R. Ford’dan söz ediyoruz. Cebelitarık’tan geçip hızla Doğu Akdeniz’e doğru ilerlemekte olan ABD’nin en teknolojik uçak gemisinden...
Dışarıdan bakınca jetlerin kalktığı bir uçan kale. İçine girince ise 4 bin 600’den fazla insanın yaşadığı yüzen bir şehir. 25 katlı bir apartman gibi düşünün ama yan yatmış halde ve okyanusun ortasında. Hiç yiyecek tedariki almadan 90 gün okyanusta dolaşabilen bir dev.
Ama gelin bu savaş makinesinin anatomisini torpido tüpleriyle değil, lavabo giderleriyle okuyalım.
★★★
Bu gemi tuzlu deniz suyundan günde yaklaşık 1.9 milyon litre tatlı su üretebiliyor. Küçük bir ilçenin su şebekesi kadar. Her duş, her kahve, her diş fırçası bu minyatür belediyeden geçiyor. Suyun kesilmesi demek, sadece konfor kaybı değil; operasyonel disiplinin dağılması da demek.
Yemek tarafı daha da etkileyici. Günde yaklaşık 18 bin öğün çıkıyor. Ama operasyon dönemlerinde bu rakam günde 100 bin öğüne (tabağa) kadar çıkabiliyor. Size en yakın fastfood restoranının en kalabalık günde birkaç yüz müşteriye hizmet verdiğini söyleyebilirim.
Bu gemide günde 19 bin ton çöp atılıyor. Bir alışveriş merkezinin yemek katı gibi değil; organize sanayi bölgesi gibi çalışıyor.
İki dev mutfak hattı, depolarla dikey entegre. Yukarıda jetler hazırlanırken aşağıda patates soyuluyor. Yukarıda mühimmat asansörleri çalışırken aşağıda makarna kazanları kaynıyor. Gemide uçak hangarı gibi olan 4 soğutuculu gıda deposu var.
★★★
Ve o tuvaletler...
Vakumlu sistemle çalışan altyapı, atıkları gemi içinde emerek taşıyor. Normalde günde ortalama bir bakım çağrısı yaşandığı söyleniyor. Şehirde bu sıradan bir belediye işi olurdu. Ancak geçtiğimiz 4 gün içinde 205 arıza yaşanınca, her şey kilitlendi ve denizin ortasında istenmeyen manzaralar oluştu.
Askeri personel herhangi bir cezaevi hücresinden çok daha küçük olan 6 yataklı (2 ranzalı) odalarda kalıyor. Her yatak bölmesine tabut deniliyor. İçinde vantilatör, lamba, resim koyma panosu, perde gibi aksesuarlar var. O bölümde bir tuvaletin tıkanması teknik bir arıza değil; binlerce kişinin günlük rutinini bozan bir domino taşı anlamına geliyor. Ve her bir arızanın giderilmesi en az 2 saati buluyor.
Donanma, tuvaletlerin tıkanıklığını gidermek için, tıkanmış boruları temizlemek ve yükü hafifletmek amacıyla tasarlanmış benzersiz bir asidik kimyasal maddeyi her sifon çekişinde 400 bin dolara kullanmak zorunda kaldı.
Arıza nedeniyle gemideki personelin her gün en az 40 dakika tuvalet sırası beklediği bildirildi.
Düşünün, 4 bin 600 kişinin yaşadığı bir mahallede sabah kanalizasyon tıkanıyor. O mahallede ne olur?
★★★
Gemi sadece bir savaş platformu değil; bir yaşam organizması.
Uçuş güvertesi yaklaşık 5 dönüm alan kaplıyor. Denizin ortasında bir havaalanı. 75 savaş uçağıyla günde 160 sortiye ev sahipliği yapıyor. Yoğun durumda 24 saat içinde 270 sorti kapasitesine kadar çıkabiliyor. Bu neredeyse her beş dakikada bir uçağın kalkması demek.
Ama o jet kalkmadan önce bir pilot kahvaltı yapıyor. Bir teknisyen duş alıyor. Bir er ailesine mesaj atmaya çalışıyor. Bir başkası spor salonunda koşu bandında koşuyor.
Evet, spor salonu da var. Berber de var. Market de var. Çamaşırhane de... Ayrıca 10 kafeterya, sinema salonu ve video oyun merkezi... Eğer gemi seyir halindeyse, hangar bölümüne büyük bir ekran şişirilip o sırada oynanan NBA veya Amerikan futbolu maçları izlenebiliyor.
Bu gemi bir savaş makinesinden çok, yüzen bir AVM gibi. Sadece cam vitrin yerine çelik kapaklar var. İçinde tam teşekküllü hastane dahi bulunan gemide savaş anında kalp ve beyin ameliyatı dahil kritik her müdahale yapılıyor.
★★★
Personel sayısı 4 bin 600 dedik ya. Bu, Anadolu’da küçük bir ilçe demek. Ama bu ilçede kimse evine akşam dönmüyor. Sekiz, dokuz, bazen on bir ay boyunca aynı koridorlarda yürüyen insanlar.
Nimitz sınıfı uçak gemisindeki 2 nükleer reaktör 100 bin kişilik bir şehre düzenli elektrik sağlayabilecek kapasitede... Bu bölümde çalışan askerlere öncesinde tam 2 yıl mühendislik eğitimi veriliyor.
Reaktörler tekrar yakıt almadan 20 yıl aralıksız çalışabiliyor. Sadece pervane gücünü değil, elektriği de bu reaktörler üretiyor. Işıklar, bilgisayarlar, radar sistemleri, silahlar, yemek pişirme, su ve hayat destek sistemleri... Hepsini...
ABD savaşa hazır.
Ama önce sifonun çalışması gerekiyor.
Çünkü bazen en büyük stratejik risk, en küçük borudan sızar.
Not: Önceki günkü yazımda bilgi hatası yapmışım. Gazeteci Teoman Erol da uyaranlardan biriydi: “Kennedy 1971’de değil, 1963’te öldürüldü. İlkokuldaydım, annem ağlıyordu. ‘Niye ağlıyorsun’ dedim, Kennedy’nin vurulduğunu söylemişti” diye yazmış. Çok sayıda mesaj geldi. Demek JFK Türklerin de sevip saydığı biriymiş. Düzeltir özür dilerim.