Tarih bir yaşam nehri gibi coşkuyla yeni bir çağa doğru akıyor

Kurzweil’in “2029’a kadar yapay zekâ Turing testini geçecek, 2045’te tüm biyolojik zekâyı aşacak” öngörüsünü okurken kalemimi elimden bıraktım. Belki de çoktan aşmıştı. Bu bir kehanet değil, önümüzde duran soğuk bir mühendislik takvimidir. Ancak asıl soru şudur: Bu takvim işlerken Türkiye nerede duracak? Kuzweil’in “Üstel Büyüme Yasası” uyarınca; teknoloji doğrusal değil, katlanarak ilerler. Türkiye olarak “biraz bekleyelim, görelim” lüksüne sahip değiliz. Aradaki fark sadece büyümüyor; telafi edilemez bir uçuruma dönüşüyor. Okçularla tüfek sahipleri arasındaki o kapanmayan fark, bugün yapay zekâyı kodlayanlarla sadece tüketenler arasında yaşanıyor.

Aklıma meşhur Elysium filmi geliyor. Bir yanda yapay zekânın yönettiği, tüm hastalıkların iyileştirildiği konforlu uzay istasyonları; diğer yanda ise teknolojinin kırıntılarıyla hayatta kalmaya çalışan, “başkalarının kaderine terk edilmiş” yığınların yaşadığı bir dünya. Beyin hücreleriyle çalışan çipler ve yapay zekâ, bugün o “yükseltilmiş azınlığın” teknolojik altyapısını kuruyor. Eğer biz bu bilim yarışını dışarıdan izlemeye devam edersek, medeniyetin o konforlu “istasyonuna” değil, aşağıdaki tozlu yığınların arasına mahkûm oluruz.

Mustafa Kemal Atatürk, “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” derken, bu sözü bir duvar süsü olsun diye söylemedi. O, medeniyetin önüne geçme azmini bir “istiklal” meselesi olarak görüyordu.”

Unutmayın; ilim ve fende geride kalan bir millet, sadece ekonomik değil, stratejik olarak da kuvvetsiz kalır. “Kuvvet
ilimde ve fendedir” ilkesini unutanlar, yarın o meşhur algoritmaları yazabilenlerin insafına mahkûm olur.

Osmanlı’nın çöküşü için Atatürk, “Zamanın gerisinde kalan devletler, başkalarının kaderine terk edilir” demişti. Bugün tekno feodalizmin derebeyleriyle maddi ve manevi fukaralık içindeki çoğunluk arasındaki bölünme, bu tehlikeye işaret ediyor. Medeniyetin en önü artık bilim insanlarının laboratuvarlarındadır; orada yoksanız, tarihin tozlu raflarına kaldırılmayı bekleyen bir “ders kitabı konusu” olmaktan öteye gidemezsiniz.

Yazarın Diğer Yazıları