Tasfiye var, tasfiye var…

131 yatırım fonu tasfiye ediliyor.

Yatırımcının ise haklı olarak tek bir sorusu var:

Param ne olacak?

Önce şu yanlış anlaşılmayı ortadan kaldıralım.

Tasfiye, fonun içindeki paranın ortadan kaybolması demek değildir. Fon portföyündeki varlıklar nakde çevrilir, fonun borç ve yükümlülükleri karşılanır ve kalan tasfiye bakiyesi yatırımcılara katılma payları oranında dağıtılır.

Kağıt üzerinde mesele bu kadar basit.

Gerçek hayatta ise değil.

Çünkü yatırımcının eline kaç para geçeceğini belirleyen şey, ekranda dün gördüğü fon değeri değil; fonun içindeki varlıkların hangi fiyattan nakde çevrilebildiğidir.

İşte bütün mesele burada başlıyor.

35 gün de sürer, 4 yıl da!

Geçmiş örneklere bakalım.

Türkiye'den Deniz Portföy Gül Serbest Fon…

10 Haziran 2026'da yatırımcıların payları iade edildi. Yaklaşık 232,4 milyon liralık katılma payı iadesinin ardından fonun tasfiye işlemleri yürütüldü.

Burada sorunlu bir portföyün zorunlu tasfiyesinden söz etmiyoruz. Dolayısıyla bugünkü 131 fonla birebir aynı değil.

Ama bize tasfiyenin mutlaka “yatırımcının parasının buharlaşması” anlamına gelmediğini gösteriyor.

ABD'den bir başka örnek: Fairholme Allocation Fund.

27 Temmuz 2023'te tasfiye kararı alındı.

31 Ağustos'ta tasfiye tamamlandı.

Topu topu 35 gün!

Bir de madalyonun diğer yüzüne bakalım.

iShares MSCI Russia ETF…

Rusya-Ukrayna savaşının ardından Rus varlıklarında işlemler durdu. Fonun tasfiye planı Haziran 2022'de başladı.

Takvimler 2026'yı gösteriyor.

Tasfiye hâlâ tamamlanamadı!

Dört yılı aşan bir süreç…

Neden?

Çünkü mesele fonun tasfiye edilmesi değil, fonun elindeki varlıkların satılabilir olup olmaması.

Demek ki bir fon 35 günde de tasfiye edilebilir, dört yılda da edilemeyebilir.

O halde 131 fon için sormamız gereken asıl soru şu:

Bu fonların içinde ne var?

Hangi hisseler var?

Bunların ne kadarı likit?

Ne kadarının işlem hacmi düşük?

Hangi fiyatlardan satılabilecekler?

Çünkü tasfiyenin gerçek faturası burada ortaya çıkacak.

Peki zarar çıkarsa?

İkinci mesele daha önemli.

Diyelim ki bütün varlıklar satıldı ve yatırımcıların karşısına ciddi bir zarar çıktı.

“Elde ne kaldıysa paylaşın, geçmiş olsun” mu diyeceğiz?

ABD tarihinin en büyük finansal dolandırıcılıklarından Bernie Madoff dosyası burada ilginç bir örnek.

Madoff sistemi 2008'de çöktükten sonra yalnızca kasada kalan paraya bakılmadı.

Paranın izi geriye doğru sürüldü.

Sisteme yatırdığından daha fazlasını çekmiş, yani fiktif kazanç elde etmiş bazı yatırımcılara karşı “clawback”, yani geri alma davaları açıldı.

Malvarlıklarına gidildi.

Uluslararası tahsilatlar yapıldı.

Uzlaşmalar sağlandı.

ABD Adalet Bakanlığı'nın Madoff Victim Fund'ı 127 ülkedeki 40 bin 930 mağdura 4,3 milyar doların üzerinde ödeme yaptı. Bu fondaki doğrulanmış zararların yüzde 93,71'i karşılandı.

Elbette Madoff ile Türkiye'deki fon soruşturmalarını aynı kefeye koyamayız.

Madoff'ta Ponzi sistemi ve hayali kazançlar yargı kararlarıyla ortaya konulmuştu.

Türkiye'de ise yüksek getiri elde etmiş olmak suç değildir.

Ama şu soru gayet meşrudur:

Eğer yürütülen soruşturmalar sonucunda hukuka aykırı işlemlerden kaynaklanan kazançlar tespit edilirse, neden yalnızca bugün fonda kalan yatırımcıların cebine bakılsın?

Geçmiş para hareketlerine de bakılır.

Kim ne zaman girmiş?

Kim ne zaman çıkmış?

Kim ne kadar kazanmış?

Bu kazanç gerçek piyasa kazancı mı, yoksa hukuka aykırı işlemlerin sonucu mu?

Varsa sorumluların malvarlıklarına gidilir.

Hukuken geri alınabilecek tutarlar varsa alınır.

Ve gerekiyorsa mağdurlar için ayrı bir tazmin havuzu oluşturulur.

Çünkü sermaye piyasasında güveni yeniden tesis etmenin yolu sadece suçluyu bulmaktan geçmez.

Parayı da bulmak gerekir.

Yazarın Diğer Yazıları