1957-58 öğrenim yılında İstanbul Üniversitesi’ne devam ettim. Okula gitmek için zaman zaman yürüdüğüm Yerebatan Sarnıcı’ndan Beyazıt Meydanı’na giden Ordu Caddesi üzerinde tarihi bir binanın kapısında “İlim Yayma Cemiyeti” yazan bir tabela vardı. Önce acaba hangi ilimleri (mesela fizik, kimya biyoloji) yaymayı amaçlıyorlar diye düşündüm. Sonra anladım ki bu cemiyet, ilim demekle İslam’ı kastediyordu. Ertesi yıl Ankara’da okumaya başladım. Atatürk Bulvarı üzerinde görkemli bir binanın alnında “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” yazıyordu. Burası Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’ydi. Vecizede geçen ilim kelimesi din (mesela İslam) kelimesinin tam zıttı anlama geliyordu. Yani yol gösterenimiz vahye değil, kanıta dayanan bilgiler olmalıdır diyordu. Daha sonra bu söze “fendir” sözcüğü eklendi. İlim Yayma Cemiyeti, sağcı Demokrat Parti’nin, 1950’de iktidara gelmesinden bir yıl sonra kurulmuş. Bugüne kadar 100’den fazla İmam Hatip Okulu (Lisesi) açmışlar. İslam’ı yayma misyonunu yerine getirmek için izlediği ana strateji budur. Halen 191 şubesi, 159 yurdu, biri üniversite olan 80 eğitim kurumu vardır. Zamanla hizmet alanlarını, ilahiyat dışında sosyal, sağlık ve doğa bilimlerini kapsayacak şekilde genişletmişler. Bu genişleme bugün, Başkan Erdoğan’ın tabiriyle “teknofest gençliği” yetiştirmeyi de kapsamalıdır.
HRİSTİYANLIK NİÇİN ÇAĞDAŞLAŞTI
Cevap: “Hristiyanlık, kanıta dayalı bilimle girdiği her savaştan yenik çıktığı için çağdaşlaştı.” Dinler, hakimiyet sahalarının 1.Zaman, 2.Mekân ve 3.Konu eksenlerinde sonsuza kadar uzandığını öne sürer. Bu teze göre, astronomiden tıbba, hukuktan iktisada, fizikten fizyolojiye dek her alanda son sözü söyleme hakkı dine yani din adamlarına aittir. Zira ortada hem Tanrı’nın yarattığı “âlemler” (evren) hem de Tanrı’nın yazdığı bir kitap vardır. Tanrı kendisiyle çelişemeyeceğine ve de “O’nun ne dediğini” en iyi din adamları bildiğine göre, herkes, ulema karşısında susmalıydı. Ama bilim insanları susmadı. Hayatın kendisi din ulemasının yanıldığını kanıtladı. Tarihin bilinen ilk büyük din-ilim çatışmasını hatırlayalım: Tanrı adına konuşan Papa “Güneş, Dünya’nın etrafında dönüyor.” derken Galileo bunun tersini savunuyordu. Yakılarak idamına hükmedildi. Ama dünya güneşin etrafında dönmesini sürdürdü.
DİN SİYASETTİR
Bunu söyleyen Ayetullah Humeyni’dir. Yüzde yüz doğrudur. Dinin nihai amacı insanları yönetmektir. Yönetilecek millet-ümmet birdir ama onu yönetmek isteyen sayısı, birden fazladır. Bu, her zaman ve her yerde böyledir. Sağcı-solcu, laik-dindar, Sünni-Şii, Budist-Hindu, Katolik-Protestan veya Hristiyan-Müslüman çatışmalarının hepsi “iktidar” kavgasıdır. İktidarı ele geçirmek için güçlü olmak gerekir. Güç “toplumlaşarak, cemaatleşerek, birleşerek” oluşur. Bir “toplumun/topluluğun” gücünü, üyelerinin bireysel “bilgi ve beceri” düzeyi belirler. İlim Yayma Cemiyeti, dindarları aynı zamanda “teknofestçi” yaparsa çok daha güçlü olunacağını anlamıştır. Küçük bir uyarı: Bu açılımın sistemik riski gençlerin teknofestçi oldukça dinden uzaklaşmasıdır.
SON SÖZ: Din, bilim kapısından sığar; bilim, din kapısından sığmaz.