Toplum utanmayı unutursa

Bir toplum için güçlü bir ekonomi, büyük bir ordu ya da gelişmiş teknoloji çok önemlidir ama onu asıl ayakta tutan şey ortak değerleridir.

Değerler, insanların doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü, hak ile haksızlığı nasıl değerlendirdiğini belirleyen görünmez kurallardır.

Dürüstlük, adalet, güven, saygı, yardımlaşma ve sorumluluk gibi kavramlar yalnızca güzel sözler değildir.

Günlük hayatın düzenli işlemesini sağlayan temel taşlardır.

***

Sabah evden çıktığınızda trafikte kurallara uyacağını düşündüğünüz insanlardan, alışveriş yaptığınızda sizi kandırmayacağına inandığınız esnafa, çocuğunuzu emanet ettiğiniz öğretmenden tedavi olduğunuz doktora kadar herkesten beklentiniz, o toplumun değer yargılarına olan güvene göre belirlenir.

Bir toplumda insanlar birbirine güvenemiyorsa, verilen sözlerin bir anlamı kalmamışsa, dürüst olmak saflık olarak görülmeye başlanmışsa, o toplumun en büyük kaybı para değil, güvendir.

Güven kaybolduğunda ekonomi de zarar görür, hukuk da, eğitim de, insan ilişkileri de.

Aynı dili konuşmak ya da aynı coğrafyada yaşamak tek başına toplum olmaya yetmez. İnsanları bir arada tutan ortak bir vicdanın, ortak bir ahlak anlayışının ve ortak bir sorumluluk duygusunun da olması gerekir.

***

Elbette toplumsal değerler tamamen değişmez değildir. Dünya değiştikçe toplumlar da değişir. Geçmişte doğru kabul edilen bazı anlayışlar bugün yanlış bulunabilir.

Ancak değişmesi gerekenle korunması gerekeni birbirine karıştırmamak gerekir.

Teknoloji değişebilir, yaşam tarzları değişebilir, alışkanlıklar değişebilir. Ama adalet, dürüstlük, merhamet ve güven gibi temel değerler zayıfladığında bunun bedelini bütün toplum öder.

***

Geçmişi düşündüğümde, değerlerin toplumun temel taşları olduğunu hatırlıyorum.

İnsanlar birbirine daha fazla saygı gösterirdi.

Saygı, nezaket, dürüstlük gibi erdemler, sadece kelimelerden ibaret değildi.

Onlar, toplumun her katmanında hissedilir ve yaşanırdı. Ancak, günümüzde bu değerlerin yitirilmiş olması, toplumumuzu derinden etkiliyor.

***

Eğitim ilk ailede başlar ve buna da "aile terbiyesi" denir.

Kurallara uymak, başkalarını rahatsız etmemek, hakkın olmayanı almamak, başkasının hakkına saygı göstermek iyi aile terbiyesi almış kişilerin davranışlarıdır.

Utanmak da öyle.

Eskiden çocuklarına "Yapma, ayıp" diyen anne babalar vardı. "El âlem ne der?" anlayışını savunmuyorum. Kastettiğim şey saygı.

Bugün çocuklarına 'Yapma çocuğum, ayıp' diyen yok. Sanki "ayıp" kelimesi hayatımızdan silinmiş gibi.

Çünkü kimse utanılacak bir şey yaptığını düşünmüyor, kimse yaptıklarından utanmıyor! Her şey mubah kabul ediliyor.

Artık eğitim ne ailede başlıyor ne de okulda devam ediyor! İnsanlar, sadece kendi önceliklerini düşünüyor, başkalarını umursamıyor.

Trafikte kırmızı ışıkta geçmek, kaldırıma araç park etmek, sıraya kaynak yapmak, başkalarının hakkını hiçe saymak, yüksek sesle telefonla konuşup çevreyi rahatsız etmek, ya da ortak yaşam alanlarını kirletmek birçok kişi için sorun olmaktan çıkmış durumda.

Her yerde saygısızlık ve utanmazlık hâkim.

***

Toplumsal kurallar geçerliliklerini yitirdiğinde toplumda ciddi bir değer erozyonu başlar.

Önce güven, ardından adalet duygusu, en sonunda da birlikte yaşama kültürü kaybolur.

Bugün adil olmak, başkasının hakkına saygı göstermek gibi en temel kurallar unutulmuş durumda.

Açıkgözlü, fırsatçı kişiler akıllı olarak kabul ediliyor.

Araya adam sokmak, başkasının hakkını gasp etmek iş bitiricilik olarak görülüyor.

Gücünüz, mevkiniz ve paranız olduğu müddetçe her şeyi yapmak mubah. Gücü olan yasaları bile umursamıyor.

İşin üzücü yanı, kimse de bunu yadırgamıyor.  

Yazarın Diğer Yazıları