Bir gruba ait olma isteği, insan doğasının temel özelliklerinden biridir. Grup içinde olmak insanlara güven verir. Ayrıca, ortak değerler ve hedefler, kişilerin birbirlerine karşı daha koruyucu ve yardımsever olmalarını sağlar.

Bu, sağlıklı bir psikoloji için de önemlidir.

Çünkü insanlar, kendilerini ifade edebilecekleri, benzer düşünce ve ilgi alanlarına sahip kişilerle bir araya geldiklerinde kendilerini güvende ve değerli hissederler.

Ancak aidiyet duygusunun bir de tehlikeli tarafı var. Bir gruba ait olmak insana güç verirken zamanla o grubun dışında kalanları anlamayı zorlaştırabilir.

***

Günümüzde insanlar aidiyet duygularını sosyal medya platformlarında tatmin ediyorlar. Burada insanlar kendi hayat görüşlerinde olanlarla topluluklar oluşturup, sanal kimlikleriyle var olmaya çalışıyorlar.

Hayvanseverler, iktidarı destekleyenler, eleştirenler, çevreciler, futbol takımı taraftarları… Herkes kendi fikri doğrultusunda kalabalık gruplar oluşturuyor.

Yapılan yorumlar, paylaşımlar ve alınan beğenilerle bu yeni dünyanın içinde kendilerine bir yer ediniyorlar ve önemli olduklarına inanıyorlar.

İnsan bir süre sonra takip ettiği kişilerin yorumlarına ve beğenilerine bakınca ve bir anda kendini, herkesin onunla aynı fikirde olduğu bir yerde buluyor. “Vay be, ne kadar da geniş bir kitleyiz!” diye düşünüyor.

Oysa farklı düşünce ve görüşte olanlar da aynen onun gibi, büyük bir topluluğun parçası olduklarına ve çoğunlukta olduklarına inanıyorlar.

***

Algoritmalar bizim hoşumuza giden içerikleri önümüze serdikçe, dünya bizimle dönüyor sanıyoruz.

Bu durum "echo chamber" yani "yankı odası" olarak adlandırılıyor.

Sistem bize sadece kendi fikirlerimizi yansıtan, bizim gibi düşünen insanlarla dolu bir dünya sunuyor. Böylece herkesin bizim gibi düşündüğüne inanmaya başlıyoruz.

Halbuki, karşıt görüşte olanlar da kendi yankı odalarında benzer bir sanrıyı yaşıyor.

***

Yankı odalarının en büyük tehlikelerinden biri de dezenformasyon.

Yanlış bir bilgi eğer bizim dünya görüşümüzle örtüşüyorsa ona inanma ihtimalimiz artıyor. Hele aynı iddiayı farklı hesaplardan defalarca görüyorsak, bilginin gerçekten doğru olduğunu düşünmeye başlıyoruz.

Kaynak olarak ekle

Oysa bir haberi yüzlerce kişinin paylaşması onu doğru yapmaz.

Bazen yalan, bazen yanlış bir bilgi binlerce kişi tarafından birbirinden kopyalanarak aniden yayılabiliyor. Bir süre sonra kaynağın kim olduğu bile umursanmıyor. Geriye yalnızca sürekli tekrarlanan bir iddia kalıyor.

Üstelik doğru bilgi çoğu zaman yanlış bilgi kadar ilgi çekici değil. Şaşırtıcı, öfkelendirici ya da korkutucu içerikler maalesef daha fazla dikkat çekmekte. İnsanlar bunları daha fazla paylaşıp, tartışıp ve yorumluyorlar.

Böylece en doğru olan değil, en fazla etkileşim yaratan bilgi öne çıkıyor.

***

Peki bu kimin işine yarıyor?

Öncelikle sosyal medya platformlarının. Çünkü tartışan, öfkelenen, meraklanan ve sürekli karşısına çıkan içeriklere tepki veren kullanıcı ekranda daha fazla zaman geçiriyor.

Daha fazla zaman ise daha fazla etkileşim ve daha fazla reklam anlamına geliyor.

Ayrıca bu ortam, kamuoyunu etkilemek isteyen siyasi hareketlerin, çıkar gruplarının, şirketlerin ve dezenformasyon yayan kişilerin de işine yarayabiliyor.

Çünkü insanları ikna etmenin en kolay yollarından biri, zaten inanmak istedikleri şeyleri onlara tekrar tekrar göstermektir.

***

Biz sosyal medyada dünyayı izlediğimizi sanıyoruz.

Oysa çoğu zaman bize özel hazırlanmış bir dünya izliyoruz.

Benim gördüğüm sosyal medya ile sizin gördüğünüz sosyal medya aynı değil. Aynı ülkede, hatta aynı evde yaşayan iki kişinin karşısına tamamen farklı gündemler çıkabiliyor.

Bu nedenle sosyal medyada çok konuşulan bir konunun bütün toplumun gündemi olduğunu ya da binlerce beğeni alan bir düşüncenin çoğunluğun görüşünü temsil ettiğini sanmak büyük bir yanılgı.

Farklı insanlar, farklı hayatlar, farklı düşünceler var.

Aslında sorun algoritmaların bize istediklerimizi göstermesi değil. Bizim, bize gösterilen o küçük dünyayı gerçek sanmamız. Oysa sadece kendi sesimizin yankılarını duymaktayız.