Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında kamuoyuna sunulan 2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi teklifinde trilyonlar ve milyarlar havada uçuştu.
Bütçe cetvellerinde yer alan devasa rakamlar, iktidarın ekonomi politikalarındaki önceliklerini net bir şekilde gözler önüne seriyor. Ancak rakamların büyüklüğü kadar, bütçe kaynaklarının nereye harcandığı ve vergi yükünün kimlerin sırtına bindirildiği sorusu hayati bir önem taşıyor.
Trilyonlar: Enflasyon ve vergi çıkmazı
2027 yılı bütçe hedeflerine göre, 27 trilyon 276 milyar lira bütçe giderine karşılık 23 trilyon 408 milyar lira bütçe geliri öngörülmektedir. Aradaki 3 trilyon 868 milyar liralık bütçe açığı kamu maliyesindeki kırılganlığı yansıtmaktadır.
Önümüzdeki yıl vatandaşın cebinden toplanacak vergi gelirlerinin bir önceki yıla kıyasla %36.5 artışla 19 trilyon 906 milyar liraya çıkarılması planlanmaktadır.
Oysa Orta Vadeli Program’da (OVP) 2027 yılı yıl sonu tüketici enflasyon hedefi %21 olarak açıklanmıştır. Devletin, hedeflenen enflasyonun çok üzerinde vergi toplamayı öngörmesi, enflasyonu düşürme vaadinin faturasının örtülü vergi artışlarıyla doğrudan halka kesileceğini göstermektedir. Ya da enflasyon hedefinin bir iyi niyet temennisinden öte gitmeyeceğini.
Vergi sisteminde dolaylı vergilerin adaletsiz ağırlığı sürdürülmektedir. Bütçede 5 trilyon 681 milyar lira KDV ve 3 trilyon 284 milyar lira ÖTV toplanması hedeflenirken, çalışanların ücret bordrolarından kesilecekler dahil Gelir Vergisi 5 trilyon 533 milyar lira ve Kurumlar Vergisi ise 2 trilyon 223 milyar lira olarak hesaplanmıştır.
Vatandaştan toplanacak yaklaşık 20 trilyon liralık devasa vergiye rağmen, bütçenin en büyük kara deliği faiz ödemeleri olmaya devam ediyor.
Bütçeden faize ayrılan ödenek 3 trilyon 975 milyar liraya ulaşmıştır. Bu matematiksel tablo, önümüzdeki yıl toplanan her 100 lira verginin 20 lirasının faiz ödemelerine buharlaşacağını ortaya koymaktadır.
Bütçenin şampiyonu eğitim değil, faiz ödemeleridir
Hükümet sunumunda “En büyük kaynağı 3.7 trilyon lira ile eğitime ayırdık” tespiti öne çıkarılsa da acı bir gerçek ortada durmaktadır: Milli Eğitim Bakanlığı (2 trilyon 459 milyar lira) ve yükseköğretim kurumları (872 milyar lira) dahil 3 trilyon 747 milyar lira olan toplam eğitim bütçesi, 3 trilyon 975 milyar liralık faiz giderlerinin 228 milyar lira gerisinde kalmaktadır.
Benzer şekilde, doğrudan Sağlık Hizmetlerine ayrılan 2 trilyon 134 milyar lira ile Sosyal Yardım ve Desteklere ayrılan 1 trilyon 341 milyar liralık ödeneklerin toplamı (3 trilyon 475 milyar lira), faiz faturasının yanına bile yaklaşamamaktadır.
Dolayısıyla, sunumda dile getirildiğinin aksine bütçede en büyük kaynak eğitime değil, faize ayrılmıştır.
Milyarlar
Tarladaki ve mutfaktaki gıda enflasyonu vatandaşın belini bükerken çiftçiye doğrudan ayrılan Tarımsal Destek Programları bütçesi sadece 235 milyar liradır.
Bütçede Reel Sektör Destekleri için 658 milyar lira ve elektrik ile doğalgaz faturalarını sübvanse etmeye yönelik Enerji Destekleri için 605 milyar lira ayrılmıştır.
Yatırımlara ayrılan toplam kaynak 2 trilyon 849 milyar lira, Savunma ve Güvenlik sektörüne ayrılan ödenek ise 3 trilyon 454 milyar lira seviyesindedir.
Buna karşın, yıllardır kamu-özel işbirliği (KÖİ) projeleri kapsamında müteahhitlik şirketlerine ödenen hasta, yolcu ve araç geçiş garantilerinin bütçe sunuşunda zikredilmemesi dikkat çekmektedir.
Deprem felaketinin bütçeye maliyeti 100 milyar doların üzerinde (5 trilyon liradan fazla) olarak açıklanırken garantilere, Kur Korumalı Mevduat’a ve “diğer transferler” adı altındaki örtülü kalemlere kaç lira gittiği şeffaf şekilde paylaşılmamaktadır.
Bütçede sınıflandırmaya girmeyen harcamaların hacmi büyüdükçe kamusal denetim karartılmaktadır.
Milyonlar: Vergide en önde, paylaşımda en arkada
Bütçeler siyasi iktidarların tercih belgesidir. Trilyonların ve milyarların havada uçuştuğu 2027 bütçesinde sayılara boğulan devasa bir kitle var: Milyonlar.
Açlık ve yoksulluk sınırı kıskacındaki 16 milyondan fazla emekli, milyonlarca asgari ücretli, kamu görevlisi, öğrenci ve çiftçi bu bütçenin harcama tarafında adeta yok sayılmaktadır.
Dar gelirli milyonlar bütçe imkanlarının adil paylaşımına gelince sıralamada hak ettiği yerde değiller.
Bütçeden pay almada arka sıralara konulan milyonlar; iğneden ipliğe ödedikleri KDV, ÖTV ve maaşlarından kesilen gelir vergisiyle bütçeyi finanse etmede en ön saftadırlar.
Ödediğimiz her 100 lira verginin 20 lirası faize buharlaşıyorsa, garanti ödemelerine yüz milyarlar gidiyorsa, diğer ve sınıflandırmaya girmeyen kalemlerle bütçe karartılıyorsa o zaman sormak gerekir: Bu bütçe kimin dayanıklılığı, kimin refahı için hazırlandı?