Trump kaybederse, kim kaybeder?

ABD Başkanı Trump, İran savaşının ne zaman biteceğini açıkladı:

“Seçimden hemen sonra.”

Seçim, 3 Kasım 2026’da...

Trump’a göre, İran artık dayanamaz.

Ekonomik baskı sonuç verecek.

Petrol fiyatları düşecek.

Savaş sona erecek, dedi...

★★★

İran savaşı, yedinci ayına girdi.

Hürmüz Boğazı’ndaki çatışmalar, küresel enerji piyasasını sarstı.

Brent petrol, 100 doları aştı.

ABD’de akaryakıt fiyatları yükseldi ve enflasyon yeniden siyasi sorun haline geldi.

Ve ABD ara seçimleri, Trump için yaşamsal önemde...

Cumhuriyetçilerin seçim kampanyası, giderek bir Trump referandumuna dönüşüyor.

★★★

Trump için, aslında İran savaşının sonucu çok önemli değil.

Sonucun nasıl göründüğü önemli.

Yani, algı...

“İran’ı yendim.”

“Amerika’yı yeniden güçlü yaptım.”

“Petrol fiyatlarını düşürdüm.”

İşte bu algı hikayesinin, 3 Kasım 2026 seçimlerinden önce kurulması gerekiyor.

Trump için zafer değil, zafer görüntüsü önemli...

Makyavelli’nin yüzyıllar önce söylediği gibi:

“İnsanlar, görünen şeye gerçek olandan daha fazla inanırlar.”

★★★

Trump, klasik ABD başkanlarından farklı bir karakter.

Her başarıyı kendi hanesine yazıyor.

Başarısızlığı rakiplerine yüklüyor.

Sadakatten öte, biati istiyor.

Eleştiriyi kabul etmiyor.

Büyük vaatlerden hiç çekinmiyor.

Yani kazanmak için her yol mübah...

★★★

İran’ın geri adım atmaması, Trump’ın uykusunu kaçıran bir meydan okuma...

Çünkü, Trump’ın yapısında güçlü liderlik vardır; karşı tarafın teslim olması vardır.

Ve ona göre, güçlü lider hızlı sonuç alır.

Oysa, İran ve uzayan savaş...

Belirsizlik üretti, maliyet üretti.

En önemlisi, Trump’ın gücünü sorguladı.

Ve ABD seçmenine şu soruyu sordurdu:

“Madem kazanıyorduk, savaş neden hâlâ bitmedi?”

★★★

Güvenilir araştırmalara göre, Trump’ın başkanlık performansını onaylayanların oranı yüzde 33’e kadar geriledi.

Bu, ikinci döneminin en düşük seviyelerinden biri.

Daha da önemlisi, seçmenlerin yüzde 57’sinin Trump döneminde ekonomik yönden daha kötü durumda olduklarını belirtmeleri...

Ve anketlerde Demokratlar, Kongre seçiminde Cumhuriyetçilerin 7,5 puan önünde.

★★★

Ve sonunda...

Trump’ın giriştiği İran savaşı, onun için birinci tehdit konumuna geldi.

İran savaşı, artık yalnızca askeri bir çatışma değil.

Enerji ve ticaret savaşına dönüştü.

Doğuda Hürmüz, İran nedeniyle büyük ölçüde kapalı.

Batıda Kızıldeniz’in girişindeki Babülmendep Boğazı, Husilerin tehdidi altında.

Babülmendep’in kapanması demek, küresel petrol akışının yaklaşık yüzde 7’sinin, dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 12’sinin etkilenmesi demek.

Hürmüz Basra Körfezi’nin çıkışı; Babülmendep Kızıldeniz’in kapısı.

İkisi de küresel ekonominin can damarları.

Trump’ın savaşı uzadıkça, ABD’ye maliyeti de dünyanın ödediği bedel de artıyor.

★★★

Suudi Arabistan’ın Hürmüz Boğazı’nı devre dışı bırakmak için kullandığı, Doğu-Batı petrol boru hattı da saldırıya uğradı ve kapandı.

Bu hat, günde yaklaşık 4-5 milyon varil taşıyordu.

Böylece, Suudi Arabistan’ın petrol ihracatı iki ayrı cepheden olumsuz etkilendi.

★★★

Trump, “seçimden sonra savaş bitecek” dedi ama...

Pentagon’un uzun süreli bir harekata hazırlık yaptığı da bir sır değil.

Ve şimdi...

Trump’ın önündeki üç seçenek:

Bir, seçimden önce İran’la masaya oturmak.

Böylece “savaşı kazandım, anlaşmayı yaptım” algısını yaymak...

Bu, Trump’ın siyasi karakterine en uygun sonuç olur.

İki, savaşı seçim sonrasına taşımak.

3 Kasım’a kadar “zafer yaklaşıyor, savaşı bitiriyorum” mesajını vermek.

Bu, riskli bir hareket tarzı.

Üç, savaşı daha da büyütmek.

Bu, en tehlikeli seçenek.

★★★

Asıl savaş, 3 Kasım 2026 seçimlerinde...

Bir güç sınavı.

Bir referandum.

Cumhuriyetçiler, Temsilciler Meclisi ve Senato’daki çoğunluklarını koruyamazsa Trump’ın siyasi gücü ciddi biçimde zayıflar.

Trump’a yönelik soruşturmalar, bütçe mücadelesi ve başkanlık yetkileri üzerinde sert denetimler başlar.

★★★

Özetin özeti...

Trump için asıl savaş, İran değil...

3 Kasım 2026 seçimleri....

Trump’ın hesabı basit:

Önce zafer görüntüsü, ardından sandık.

Fakat savaşların acımasız matematiği vardır.

Ve son sözü, savaşçı generaller değil...

3 Kasım seçmeni söyleyecek.

★★★

Trump kaybederse, yalnızca Trump kaybetmiş olmayacak.

Onu örnek alan, siyaseti sert liderlik, kutuplaştırma, popülizm ve “ben gidersem ülke gider” anlayışı üzerine kuran liderler de psikolojik ve siyasi bir darbe alacak.

Çünkü Trump’ın yenilgisi, sertlik ve kutuplaştırma siyasetinin yenilmez olmadığını gösterecek.

Trump’ın yenilgisi, Trump’tan daha büyük bir siyasi dalganın da başlangıcı olabilir.

Ve dünyaya şu mesajı verebilir:

Güçlü görünmek, güçlü olmak anlamına gelmez.

Çünkü, “iktidarın sınırı yoksa, özgürlüğün de sonu gelir.”

Ve “Hiçbir iktidarı sonsuz değildir,” der Eflatun...

Yazarın Diğer Yazıları