Bu ülkede artık siyaseti anlamak için büyük sözlere gerek kalmadı.
Tek bir soru yetiyor.
Bu ülkede irade kimin iradesi?
Milletin mi?
Seçmenin mi?
Emekçinin mi?
Yoksa gücü elinde tutanın, istediği zaman yeniden şekillendirebildiği bir şeye mi dönüştü irade dediğimiz?
*
TBMM’de yaşanan son pusula tartışması bu yüzden bir hayli sembolikti.
Perşembe akşamı Suudi Arabistan’la yapılan enerji anlaşması oylanırken, salonda bulunmayan milletvekilleri adına oy pusulaları verildiği ortaya çıktı.
İsimler tek tek okundu.
Pusulaları vardı.
Ama az buz değil; 76 milletvekili ortada yoktu.
Oy vardı.
Sahibi yoktu.
Sonunda toplantı yeter sayısı bulunamadı, birleşim kapandı.
Yani milletin iradesinin temsil edildiği yer olan Gazi Meclis’te, olmayan vekilin var sayılan oyu tartışma konusu oldu.
*
Ama aynı gün Meclis’in duvarlarının hemen dışında bambaşka bir fotoğraf vardı.
Meclis o enerji anlaşmasını tartışırken, bu ülkenin asıl enerjisinin nerede tükendiğini Meclis kapısındaki öğretmenler gösteriyordu.
Asgari ücretin ve açlık sınırının çok altında ücretlere mahkum edilen, mülakata karşı çıkan, hak arayan öğretmenler…
Onların iradesi ters kelepçelendi.
Açlık grevine başladılar.
Hastaneye kaldırılanlar oldu.
Üstelik onlar eylemdeyken, öğretmenlere müdahale eden polisin amiri olan İçişleri Bakanı Meclis’ten çıktı.
Öğretmenlerin yanından geçti.
Onlara bakmadan yürüdü.
Seslenenlere cevap bile vermedi.
*
Koca ülkenin kısacık özeti gibiydi aslında.
Meclis’in içinde olmayan vekilin oyu “var” sayılırken, dışarıda olan öğretmenin sesi “yok” sayılabiliyordu.
Yoklar “var”, “var”lar yok…
Öğretmen Meclis’in kapısındayken talebi içeri giremiyor.
Kural güçlüye esniyor, hak arayana sertleşiyor.
*
Bir de sandıkta ortaya çıkan yerel irade var.
O da uzun süredir büyük bir sınavdan geçiyor.
Muhalefet seçmeninin de sorusu benzer.
“‘Var’ mıyız, yoksa ‘yok’ mu?”
İstanbul Adalar ve Mersin Silifke ile birlikte CHP’li belediyelere dönük operasyon zincirinde sayı 37’ye ulaştı.
Başkanlar, başkan yardımcıları, bürokratlar, iştirakler…
Operasyonlar, gözaltılar, tutuklamalar…
Seçen, seçtiği ile yönetilemez hale gelmiş durumda.
İrade beyanı “var”, ama aslında “yok”.
İşin bir de transfer boyutu söz konusu.
Mart 2024’den sonra farklı partilerden istifa edip AK Parti’ye geçen belediye başkanı sayısı 79 oldu.
Bu hafta yenileri gelebilir deniyor.
Kimi yerde baskı ve tehdit iddialarıyla.
Kimi yerde “hizmet istiyorsan iktidara yaklaş” diliyle.
Kimi yerde kaynak savaşlarıyla.
Fakat iş “bir belediye başkanı parti değiştirebilir” tezini çoktan aştı.
Kişisel tercihten ziyade siyasi iklimin bir göstergesi haline geldi.
*
Yazının başlığını “Vah iradenin başına gelenler…” diye seçmem boşuna değil.
Çünkü bu ülkede irade sandıktan çıkıyor ama sonra başına ne geleceğini kimse bilemiyor.
Ortaya konuluyor ama ortaya koyanın akıbetinin ne olacağını kimse kestiremiyor.
Seçilen yani vekil, “asil”i temsil etmeye tenezzül etmiyor.
Sokaktaki irade bastırılıyor.
Sandıktan çıkan ya kuşatılıyor ya transfer masalarında yön değiştiriyor.
İktidarın işine gelirse “milli irade” oluyor.
İşine gelmezse yok sayılıyor.
O yüzden mesele sadece pusula değil.
Sadece öğretmene kelepçe değil.
Sadece belediye operasyonları değil.
Mesele şu: Bu ülkede irade kimde?
Hala kayıtsız şartsız milletin mi?
Yoksa milletin iradesi de artık iktidarın onayından geçmek zorunda olan bir şeye mi dönüştü?