Başlıktaki ifadeyi hatırlarsınız.
Kartalkaya’da 34’ü çocuk 78 canımızı yitirdiğimiz otel yangınının ardından, TÜSİAD yöneticilerinin sunumunda geçmişti bu cümle.
“Sistem çöktü.”
Başlarına bela oldu.
Polis eşliğinde savcılığa götürülmeler, yurt dışına çıkış yasakları, adli kontrol kararları, açılan davalar…
Ardından verilen hapis cezaları…
Tartışılan özgürlükler, sarsılan hukuk güvenliği, ürkütülen yabancı yatırımcı…
Ülkede ifade özgürlüğünün tabutuna çakılan son çivilerden biriydi.
Aradan aylar geçti.
Kartalkaya’da yakınlarını kaybedenler, bir türlü kendilerine uğramayan adalet için Bolu’dan Ankara’ya yürürken aynı cümle bu kez bambaşka bir nedenle çınlıyor kulaklarımda.
“Sistem çöktü”.
Gündemde bu kez Ahbap soruşturması var.
***
Türkiye’nin yaşadığı bir başka büyük acıya dönelim.
6 Şubat 2023’e…
11 şehri yerle bir eden deprem felaketine…
Askerin neden zamanında kışladan çıkarılamadığını, insanların enkaz altındaki çığlıklarını, deprem bölgesine bir türlü ulaşamayan yardımları tartıştığımız günlere…
Nefes almakta zorlandığımız günlere…
Kızılay’ın deposunda çadır bulunduğunu ancak bu çadırların depremzedelere ücretsiz ulaştırılmak yerine Ahbap’a satıldığını öğrendiğimiz günlere…
Eşine rastlamak kolay değildir herhalde.
Ülkenin yardım kuruluşu, ülkenin yaşadığı en büyük afetlerden birinde yardımları satıyordu.
İnsanlar satın aldıkları maden suyu üzerinden bile kutuplaştı.
Kızılaycılar bir tarafa…
Ahbapçılar bir diğer tarafa…
Güvenmeye öyle muhtaçtı ki insanlar.
İnanmaya…
Birilerine tutunmaya…
Kahraman yaratmak zorunda kaldılar.
Çünkü karşılarında güvenebilecekleri güçlü kurumlar değil; sorumluluğu üzerinden atan yöneticiler ve yardıma yetişemeyen bir devlet mekanizması vardı.
Ahbap, tam da bu boşlukta büyüdü.
İnsanlar Ahbap’a yalnızca Haluk Levent’i sevdikleri için bağış yapmadı.
Kızılay’a güvenmedikleri için yaptı.
Devletin yardımının zamanında ulaşacağından emin olamadıkları için yaptı.
Gönderdikleri paranın bir çadıra, bir konteynere, bir sıcak yemeğe dönüşmesini görmek istedikleri için yaptı.
Ahbap’ın topladığı milyonlar, yalnızca bir yardım kuruluşunun başarısını değil, devlet kurumlarının yaşadığı güven kaybını da gösteriyordu.
***
Sisteme güven kalmadığı için toplanan o yardımlar, şimdi başka bir hesaplaşmanın odağında.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın iddiası ağır.
Suçlama, Haluk Levent’in başka kişilere ait hesaplar üzerinden 2020-2026 yılları arasında 990 milyon liralık bahis işlemi yaptığı ve 390 milyon lira kaybettiği yönünde.
Soruşturma genişliyor.
Gözaltılar artıyor.
Yeni şirketler, hesap hareketleri ve gayrimenkul devirleri dosyaya giriyor.
Fakat sorular da büyüyor.
Bu dernekle ilgili altı yıl boyunca neden etkili bir denetim yapılmadı?
MASAK’ın 1,5 yıl önce hazırladığı ve “işlem yapılsın” denilerek gönderildiği öne sürülen rapor neden bugün işleme konuldu?
Neden şimdi?
Bir de Haluk Levent’in “bomba”sı var.
İddiaları reddediyor.
“Asıl bombayı bekleyin” diyerek daha büyük bir ilişkiler ağına işaret ediyor.
Ortada büyük bir para hareketi var.
Bu para kimin?
Bir başkasına ait kara para mı aklandı?
Yoksa yıllardır bekletilen dosya, birilerinin çıkarına dokunulduğu için mi raftan indirildi?
Ortada ağır suçlamalar var.
Ama henüz yanıtlanmamış çok daha ağır sorular da var.
***
Tüm bu belirsizliklerin içinde bir de yeni bir hesaplaşmanın başladığına tanıklık ediyoruz.
Ahbap’a bağış yapanlar…
Haluk Levent’e destek verenler…
Deprem günlerinde “Devlet yoktu, Ahbap vardı” diyenler…
İsim isim yeniden dolaşıma sokuluyor.
Sanki soruşturulan yalnızca dernek hesapları değil.
Sanki 6 Şubat’ta yaşananlar da yeniden yazılmak isteniyor.
Ahbap’ın hesaplarında usulsüzlük bulunması, devletin depremde eksiksiz çalıştığını gösterecekmiş gibi…
Haluk Levent’in suç işlemiş olması, Kızılay’ın çadır sattığı gerçeğini ortadan kaldıracakmış gibi...
Bir yardım kuruluşunun yanlışları, insanların günlerce enkaz altında ve başında yardım beklediği gerçeğini değiştirecekmiş gibi...
Ahbap yöneticileri suçlu çıkarsa herkes aklanacakmış gibi bir rüzgar estiriliyor.
Oysa vatandaşın neden devletin kurumuna değil de bir sanatçının kurduğu derneğe güvendiği sorusu hala ortada duruyor.
Doğru kişiye sorulmadığı için de yanıtsız kalıyor.
***
Soruşturmada iki olasılık var.
Savcılığın iddiaları kanıtlanırsa bu, yalnızca bir mali suç olmayacak.
Toplumun en kırılgan, en çaresiz anında kurduğu güvenin istismarı olacak.
Depremzedeye gönderdiği paradan şüphe etmek zorunda kalan vatandaş, bir sonraki felakette kime güvenecek?
İddialar ağır.
Ama deneyimler de taze.
Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan’ın, bir MASAK raporunda aynı işlemlerin tekrar tekrar yazıldığını, rakamların bu yolla şişirildiğini belgeleriyle anlattığı basın toplantısını daha dün gibi hatırlıyoruz.
Pehlivan, rapordaki hataların “Yapay zeka bazen hata yapıyor” denilerek açıklandığını söylemişti.
Ardından başka suçlamalarla tutuklandı.
Tam da bu yüzden…
Önümüze somut bir rapor konulduğunda bile gözü kapalı inanamaz haldeyiz.
Zaten başlı başına en büyük problem de bu.
Peki ya bunca ağır suçlama, peşin hükümler ve hedef göstermelerin ardından iddialar kanıtlanamazsa?
Vatandaş yine güvenemeyecek.
Bu kez yardım kuruluşuna değil, adalete…
Yani hangi ihtimal gerçekleşirse gerçekleşsin olan yine bizim güven duygumuza olacak.
Devlete güven.
Adalete güven.
Yardım kuruluşlarına güven.
Bağışların denetlendiğine güven.
Savcılık açıklamalarının siyasi hesaplaşma aracı olmadığına güven.
Türkiye’nin kaybettiği tam da bu.
***
Bir sistem yalnızca devlet daireleri çalışmadığında çökmez.
İnsanlar afet anında devletin kurumundan önce bir sanatçının çağrısına bakıyorsa çöker.
Ülkenin yardım kuruluşu enkazın altında insanlar varken çadır satıyorsa çöker.
Bağışların yıllarca şeffaf biçimde denetlenip denetlenmediği bilinmiyorsa çöker.
Bir buçuk yıl önce hazırlandığı söylenen raporun neden bugün raftan indirildiği açıklanamıyorsa çöker.
Savcılık iddiaları daha mahkeme kurulmadan kesin hüküm gibi manşetlere taşınıyorsa çöker.
78 insanın ailesi, kamu görevlilerinin de yargılanması için Bolu’dan Ankara’ya yürümek zorunda kalıyorsa çöker.
Ve bütün bunları söyleyen insanlar polis eşliğinde savcılığa götürülüyorsa…
Adını doğru koymak gerekir:
Sistem çöktü.