Son dönemde iktidara yakın yayın organları vatandaşlık maaşı haberleri yapıyorlar. Hatta bazıları her ay otomatik olarak aynı konuyu yeni bir müjde gibi haberleştiriyor.
Mali olarak kamu kaynaklarına veya farklı çıkar gruplarına göbekten bağlı medyanın ana fonksiyonu çoğu kez haber vermek değildir. Bunlar, finansörlerinin sesi olurlar. Onlar adına toplumsal kabul sağlamak, rıza üretmek için çalışırlar. Nitekim, yıllardır rafta bekletilen, tozu bile alınmamış eski bir vaadi alıp, sanki dün icat edilmiş devrimsel bir müjdeymiş gibi tekrar tekrar haber yapmaları tam da bu yüzden.
Sinemaseverler hatırlar; Şahan Gökbakar’ın Osman Pazarlama filminde Osman, ortada ne dükkan ne sermaye ne de üretilmiş tek bir mal yokken yatırımcılara hayal satar, “Bu proje dünyayı sallayacak!” diye yırtınırdı. Son günlerde iktidar medyasının, vatandaşlık maaşı haberlerini görünce insanın aklına ister istemez Osman Pazarlama filmi geliyor.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Gelir Tamamlayıcı Aile Destek Sistemi (GETAD) dedikleri, halkın ise “vatandaşlık maaşı” olarak bildiği projenin takvimini verdi. Vatandaşlık maaşı projesine 2026’da birkaç ilde pilot uygulamayla başlanacağı, 2027’de ise tüm ülkeyi kapsayacağı açıklandı. Geliri asgari ücretin belli bir oranı olarak belirlenecek sınırın altında kalan hanelerin kira ile gıda giderlerini ve enerji faturalarını devlet nakit olarak kapatacak.
Peki bu vaadin ayakları yere basıyor mu? Ortada ne ayrılmış bir bütçe var ne de bunu karşılayacak bir ekonomi. Sadece her seçim ufukta belirdiğinde raftan indirilen parlak bir ambalaj var.
20 yıllık bir rafta bekletme öyküsü
Bu vatandaşlık maaşı vaadi yeni değil. İktidar, her ekonomik krizde ve her sıkıştığında bu kartı masaya sürüyor. Hafızamızı zorlayalım; proje asıl gürültüsünü 2023 genel seçimleri öncesinde, AKP’nin seçim beyannamesine girmesiyle koparmıştı. Sonra ne oldu? 2024 ve 2025 yılları “analiz yapıyoruz, rapor hazırlıyoruz” diyerek tek bir kuruş ödenmeden geçti.
Prof. Aziz Çelik benzer önerinin 2006’da da gündeme geldiğini, ayrı ayrı yapılan sosyal yardım ödemelerinin birleştirilmesinin öngörüldüğünü ama bundan vazgeçildiğini belirtiyor. Buna göre, bu modelin geçmişinin aslında ta 2006 yılına kadar uzandığını söylemek mümkün. Yani karşımızda tam 20 yıldır ısıtılıp vitrine konulan ama bir türlü yürürlüğe konulamayan bir hikaye var.
Dünya ne yapıyor, bizde ne vaat ediliyor?
Kamuoyuna vatandaşlık maaşı olarak pazarlanan projenin esasında bu tanımlamaya uyduğunu söylemek zor. Temel evrensel gelir veya vatandaşlık maaşı, bir devletin tüm vatandaşlarına düzenli diğer gelirlerinden ya da servetlerinden bağımsız olarak toplumun bir bireyi olmaları nedeniyle düzenli bir gelir sağlamasını öneren sosyal güvenlik kuramıdır. İsviçre bu modeli referanduma götürdü, halk “devlet bütçesi batar” ve ek vergilere yol açar diyerek %78 ile reddetti. Finlandiya ve İngiltere ise bunu sadece küçük deneme gruplarında test etti.
İktidarın GETAD dediği şey özünde bir vatandaşlık maaşı falan değil; bildiğimiz, insanı kapı kapı gezdiren “muhtaçlık odaklı, şarta bağlı sosyal yardım” modelinin farklı bir versiyonu. Bunu topluma “vatandaşlık maaşı” diye havalı bir isimle satmak tam bir pazarlama illüzyonudur.
Kasada olmayan paranın vaadi
İktidarın her vaadi bütçe ile ilişkilendirilmelidir. Yoksa ayakları yere basmaz ve uygulanamaz. Gelelim bu işin maliyetine. Öyle afaki konuşmaya gerek yok; Çalışma ekonomisti Aziz Çelik’in TÜİK verileri üzerinden yaptığı hesaplamaya göre, Türkiye’de hanelerin yaklaşık yüzde 35’i zaten asgari ücretin altında bir gelirle hayatta kalmaya çalışıyor. Bu hanelerin gelirini sadece asgari ücret seviyesine eşitlemenin devlete yıllık maliyeti, bugünün parasıyla yaklaşık 1.5 trilyon lira.
2026 yılı bütçesinde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bütçesinin tamamı 532 milyar liradır. Bunun sosyal yardımların da içinde yer aldığı cari transferler harcama kalemi 414 milyar liradır. Dolayısıyla vatandaşlık maaşı vaadi mevcut cari transferlerin yaklaşık dört katına çıkarılması anlamına gelir ki, gerçekçi değildir.
Bütçenin delik deşik olduğu, güya kamuda tasarruf genelgelerinin havada uçuştuğu bir ortamda, hükümetin bütçeye 1.5 trilyon liralık ilave bir yük getirecek bu paranın kaynağını ortaya koyması gerekir. Yoksa projenin inandırıcılığı olmaz. Orta Vadeli Program’dan biliyoruz ki; Türkiye önümüzdeki yıllarda yüksek faiz ödemeleri yapacak ve yüksek bütçe açıkları verecektir. Bütçe bu halde iken sosyal harcamaları bir anda üçe hatta dörde katlayacak bir sistemi vaat etmek hayal satmaktır.
Erken seçim yatırımı mı?
Türkiye, uzun süredir yüksek enflasyon ortamında. Dar ve sabit gelirli vatandaşlar hayat pahalılığı altında eziliyor. Asgari ücretli ve pek çok emekliyi dikkate aldığımızda açlık sınırının altında on milyonlarca insan söz konusu. Bütçedeki sosyal yardımların milli gelire oranı düşüyor. Ödediğimiz her yüz liranın neredeyse 20 lirası faize gidiyor. Tasarruf genelgeleri sadece kağıt israfına yol açıyor.
Bu bütçe kompozisyonu ve ekonomik yapıda “vatandaşlık maaşı” hayali iktidar medyası tarafından sürekli olarak haberleştiriliyorsa burada olsa olsa erken bir seçim yatırımı ya da toplumsal gaz alma stratejisi söz konusudur. Aksi olsa, emeklinin bayram ikramiyesi 4 bin lira olarak kalır mıydı? Bayram ikramiyesini 1000 lira bile artıramayanların trilyonlarca lira vatandaşlık maaşı vaadi nasıl inandırıcı olabilir ki?
Vatandaşın hakkı olan şey; bir lütuf gibi sunulan, şarta bağlı “tamamlayıcı” sosyal yardımlar değil; insanca yaşayabileceği bir asgari ücret, enflasyona ezdirilmeyecek bir emekli maaşı ve insana yakışır istihdam politikalarıdır. Yüzde 30’ları geçmiş geniş tanımlı işsizliğe çözüm bulunmasıdır. İktidarın en büyük yükümlülüğü vatandaşları için kimseye muhtaç olmadan çalışabilme zeminini hazırlamaktır.