Vicdanımız

Bugünün dünyasına gereken şey, daha çok silah değil, daha çok vicdandır. Daha çok duvar değil, daha çok hukuk. Daha çok bağırma değil, daha çok dinleme. Daha çok tüketim değil, daha çok ölçü. Daha çok rekabet değil, daha çok ortak akıl. Daha çok etiket değil, daha çok insan yüzü. Çünkü dünya, nefretle yönetilemeyecek kadar kırılgan; çıkarla tüketilemeyecek kadar değerli, yalanla taşınamayacak kadar ağırdır.

Dünya için yeni bir ahlâk gerekir. Bu ahlâkın temelinde hoşgörü, bilgi, adalet, ölçü, merhamet ve sorumluluk olmalıdır. Kendi ülkesini seven ama başka halkların acısını küçümsemeyen; kendi inancına bağlı ama başkasının vicdanına el uzatmayan; teknolojiyi kullanan ama insanı makineye ezdirmeyen, kalkınmayı isteyen ama doğayı kurban etmeyen, güvenliği savunan ama özgürlüğü boğmayan bir ahlâk. Bir başka büyük sorun da artık yalanın hâkim olması ve güneşin teknoloji sayesinde balçıkla sıvanabilmesidir. Eski çağlarda yalanın yolu uzundu; bugün ışık hızında dolaşıyor. Kırpılmış görüntüler, uydurulmuş haberler, öfkeyi kışkırtan başlıklar, insanları birbirine düşüren hesaplar, gerçeği sisle kapatan çıkar odakları... Bunlar çağımızın görünmez zehirleridir. Gerçek kirlenirse, adalet de hastalanır. Çünkü adalet, doğru bilgiye muhtaçtır. Yalanın üzerine hukuk kurulmaz; propaganda üzerine barış kurulmaz, korku üzerine özgürlük kurulmaz.

Eğitim bu yüzden yalnız okul işi değildir; insanlığın kendini kurtarma yoludur. Ama eğitim de yalnız diploma değildir. Eğitim; başkasının acısını duyabilmek, farklı düşünceye tahammül edebilmek, doğaya saygı gösterebilmek, yalanı ayırt edebilmek, hakkını ararken başkasının hakkını çiğnememek, gücü görünce eğilmemek, güçsüzü görünce ezmemektir. Eğitim, insanın içindeki karanlığı azaltmalıdır. Bunu yapmıyorsa, yalnız teknik beceri verir; insanlık kazandırmaz. Bu kolay değildir. Ama insanlık, kolay olanı seçerek bugünlere gelmedi. Karanlık zamanlarda ışığı taşıyanlar vardı. Baskı zamanlarında sözü saklayanlar vardı. Savaş zamanlarında barışı düşünenler vardı. Cehalet zamanlarında okul açanlar vardı. Bağnazlık zamanlarında insan onurunu savunanlar vardı. Bugün de görev aynı: Herkes kendi yerinde, kendi imkânıyla, kendi vicdanının yettiği ölçüde dünyanın kararmasına engel olmak zorundadır.

Küçük demeyelim.

Bir doğru söz, bir yalan zincirini kırabilir.

Bir adil karar, bir kuşağın güvenini onarabilir.

Bir okul, bir mahallenin kaderini değiştirebilir.

Bir ağaç, bir çocuğa gölge olabilir.

Bir el, bir insanı uçurumdan geri alabilir.

Dünyanın vicdanı böyle kurulur: büyük bildirilerle değil yalnız; her gün, her yerde, küçük ama temiz davranışlarla. Dünyanın geleceği, insanın yeniden insan olmasına bağlıdır.

Ve insan yeniden insan olursa, karanlık ne kadar büyük olursa olsun, bir yerden mutlaka güneş doğar.

Yazarın Diğer Yazıları