Bakkalın doğru tartması, öğretmenin öğrencisine adil davranması, işverenin ücreti geciktirmemesi, memurun yurttaşa tepeden bakmaması, komşunun emanete sahip çıkması, yöneticinin kamu malını kendi malı sanmaması, arkadaşın sır saklaması, sürücünün yayaya saygı göstermesi... Bunlar küçük görünümlü ama büyük kurucu davranışlardır. Toplum, bu küçük doğrulukların toplamıdır. Eğer bu küçük doğruluklar bozulursa, en büyük kurumlar bile zayıflar. Yalan alışkanlık olur. Hile beceri sayılır. Kurnazlık başarı sanılır. Torpil olağanlaşır. Liyakat gülünçleşir. Emeğiyle yükselmek isteyen insanın içindeki ışık azalır. O zaman ortalama insan yalnız yoksullaşmaz; güvenini de kaybeder. Güven kaybı ise paradan daha ağır bir yoksulluktur. Bugün ortalama insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey, lüks değil güvencedir. İş güvencesi, hukuk güvencesi, eğitim güvencesi, sağlık güvencesi, yaşlılık güvencesi, ifade güvencesi, haysiyet güvencesi. Güvence, insanın yarın sabah dünyaya daha az korkuyla uyanmasıdır. Güvence yoksa, insan yalnız bugünü değil, yarını da borçla yaşar. Adalet, bu nedenle yalnız mahkemede aranmaz. Adalet, maaş bordrosunda da aranır. Kirada, okulda, hastanede, pazarda, iş yerinde, yolda, dijital ekranda, kamu kapısında, aile sofrasında aranır. Adalet, yaşamın her yerine dokunmadıkça eksik kalır. Çünkü ortalama insan adaleti felsefe kitabında değil, günlük hayatında hisseder. Bir toplumda çalışan insan aç kalıyorsa, orada sorun yalnız ekonomi değildir; ahlâk sorunudur. Bir toplumda çocuklar ailelerinin gelirine göre umutlanabiliyorsa, orada eğitim tam anlamıyla kamusal bir aydınlık olmaktan çıkmıştır. Bir toplumda yaşlı insan yük gibi görülüyorsa, orada insanlık hafızasını kaybetmektedir. Bir toplumda gençler kendi ülkesinde gelecek kuramamaktan korkuyorsa, orada yalnız gençler değil, ülkenin yarını da yaralanmıştır. Ortalama insanı yüceltmek için onu pohpohlamak gerekmez. Ona “sen asla yanılmazsın” demek de doğru değildir. Halkı aldatmanın bir yolu da onu durmadan övmektir. Gerçek sevgi, gerektiğinde doğruyu söylemektir. Halkın erdemini güçlendirmek, bilgisini artırmak, hakkını korumak, yanlışını da kırmadan göstermek gerekir. Çünkü özgür toplum, yalnız hak isteyen değil, sorumluluk da taşıyan yurttaşlarla yaşar. Ortalama insan da kendini küçümsememelidir. “Ben ne yapabilirim?” sorusu, çoğu zaman karanlığın sevdiği sorudur, insan çok şey yapabilir. Sözünü doğru tutabilir. Oyunu satmaz, hakkını arar, çocuğunu iyi yetiştirir, işini düzgün yapar, komşusunu gözetir, yalanı paylaşmaz, haksızlığa gülmez, güçsüzü ezmez, kamu malını korur, emeğe saygı duyar, küçük iyilikleri ertelemez. Bunlar küçük şeyler değildir. Bunlar toplumun görünmeyen anayasasıdır. Bugün ekran çağında ortalama insanın bir başka sınavı da dikkatidir. Her gün öfke, korku, kıskançlık, tüketim ve gösteriş çağrılarıyla kuşatılıyor. Herkes daha güzel, daha başarılı, daha mutlu, daha güçlü görünmeye zorlanıyor. Oysa insanın gerçek değeri görüntüsünde değil, iç tutarlılığındadır. Bir insan, kendi vicdanına karşı dürüstse, kimsenin alkışına muhtaç değildir. Ekran parıltısı geçer; temiz karakter kalır.