Bir üniversitede, dersin ortasında bir öğrenci aniden profesörüne sormuş:
— Hocam, yaban domuzlarının nasıl yakalandığını biliyor musunuz?
Profesör bunun bir şaka olduğunu düşünmüş ve merakla:
— Hayır! Anlat bakalım, demiş.
— Önce ormanda yaban domuzlarının nerelerde dolaştığını keşfedersiniz ve oraya biraz mısır bırakırsınız. Yaban domuzları her gün “bedava” mısır yemek için gelmeye başlar. Her gün gelmeye alıştıklarında, yedikleri alanın bir tarafına çit çekmeye başlarsınız.
Çitin bir tarafına alışıp yeniden mısır yemeye geldiklerinde, bu kez diğer tarafa da çit çekersiniz. Onlar buna da alışır ve tekrar gelip yemeye devam ederken siz de çiti yavaş yavaş dört tarafı kapatacak şekilde tamamlamaya devam edersiniz.
Son olarak son tarafa bir kapı yerleştirirsiniz. Yaban domuzları artık “bedava” mısıra iyice alışmıştır; her gün kendi kendilerine içeri girip yemek yerler. Böylece sonunda kapıyı kapatır ve bütün sürüyü yakalarsınız!
Her şey bu kadar basittir: Adım adım, yaban domuzları özgürlüklerini kaybedene kadar…
Bunu fark ettiklerinde kaçmaya başlarlar ama artık “hapishanededirler”. Bir süre sonra yeniden kolay ve “bedava” mısırı yemeye başlarlar. Öylesine alışırlar ki kendi yiyeceklerini aramanın nasıl bir şey olduğunu unuturlar ve böylece “köleliği” kabullenirler.
Hatta kendilerini esir alanlara minnettarlık bile göstermeye başlarlar ve hiçbir direnç göstermeden mezbahaya giderler. Onları besleyen elin, aynı zamanda onları öldüren el olduğundan endişe etmezler.
Öğrenci profesöre şöyle demiş:
— İşte bazı toplumlarda da buna benzer bir durum yaşanıyor.
Bazı otoriter yönetimlerde, halka uzun süre boyunca çeşitli “bedava” imkânlar ve kolaylıklar sunularak onları bunlara alıştırmak ve zamanla toplumsal bağımlılık oluşturmak mümkün olabilir.
Çeşitli sosyal programlar, yardımlar, maddi destekler, gıda yardımları, ulaşım imkânları ve benzeri uygulamalar ihtiyaç sahiplerine destek olmak amacıyla sunulabilir. Ancak bunların nasıl finanse edildiği, ne kadar sürdürülebilir olduğu ve insanların ekonomik bağımsızlığı üzerindeki etkileri ayrıca tartışılabilir.
Çünkü hiçbir şey gerçekten “bedava” değildir.
Her şeyin bir maliyeti vardır.
Asıl önemli olan, insanların sahip oldukları hakları ve özgürlükleri korurken aynı zamanda kendi ayakları üzerinde durabilecekleri, çalışabilecekleri ve geleceklerini kendilerinin şekillendirebilecekleri bir düzenin var olmasıdır.
Kolaylığa alışmak, zamanla bağımlılığa dönüşebilir.
Bu nedenle verilen desteğin yanı sıra üretim, istihdam, eğitim, fırsat eşitliği ve ekonomik bağımsızlık da önemlidir.
“Bedava yemek” diye bir şey yoktur. Her şeyin bir bedeli vardır.
Önemli olan, o bedelin ne olduğunu bilmek ve kendi özgürlüğümüzden vazgeçmemektir...(alıntı)
SON SÖZ:
“İçinde
utanmak kelimesi
olmayan
yeni bir lisan
yarattılar.
Oysa biz;
denizlerin deniz,
yağmurların yağmur,
aşkların aşk,
insanların insan
olduğu
masumiyet çağından
geliyoruz.” İLHAN İREM