Sevgili okurlarım aradan epeyce bir zaman geçti ama ben bazı olayları ve üzerimizden ortaya atılan bazı yalanları hiç unutmadım.
Nereden çıktığı, nasıl ve kimler tarafından uydurulduğu bilinmeyen bu yalanlar sonucunda bizim gazetede çalışan bazı arkadaşlar hakkında savcılık dava açtı.
Suçumuz Fetöcü olmaktı!
Terör örgütüne üye olmamakla birlikte yardımcı olmak, destek vermek gibi bir takım suçlamalar nedeniyle yargılanacaktık.
O güne kadar hakkımda yüzlerce dava açılmıştı ama böylesi hiç olmamıştı.
Hayatımda ilk kez ağır ceza mahkemesinde yargılanıyordum ve bu işin şakası yoktu.
Birlikte yargılandığımız arkadaşlar arasında gazetenin genel yayın yönetmeni Metin Yılmaz, yazarımız Necati Doğru da vardı. Mahkeme Başkanının adı Akın Gürlek’ti.
Sonuçta bana da 3 yıl 6 ay hapis cezası verdi ama Yargıtay bu kararı oybirliği ile esastan iptal etti de kurtulduk.
★★★
Davamız sürüp giderken ortaya bir ‘gazeteci’ çıktı...
Adı Cem Küçük.
Hiç bilmediğim, ismini bile ilk kez duyduğum biriydi... O aşamada bize bindiren biri daha vardı. Onun ismi Fuat Uğur’du.
O zaman her ikisi de Türkiye Gazetesi’nde yazıyor, ayrıca aynı yolun yolcusu TGRT’de (yine ikisi birlikte) program yapıyordu.
Hakkımızda neler neler dediler.
Zaten yandaş medyanın yüzü hiç kızarmayan aparatları sürekli üzerimize geliyor, yalanlar söylüyor, bazıları hakaretler savuruyordu.
Yalanların özü şöyleydi:
SÖZCÜ Gazetesi’nin Fetöcü olduğu artık kesinleşti. Bunlarda hiç utanma olmadığı için Fetö’ye sürekli destek verdiler. Şimdi hesabını bağımsız ve tarafsız Türk adaleti önünde veriyorlar. Ağır bir cezaya çarptırılmaları bekleniyor.
Özellikle bu ikisinin sözleri hepimizi rencide ediyordu.
Susmak zorunda kaldık.
Oysa arkasına Tayyipgillerin desteğini alan ve adına Fetullah denilen şahıs o güne kadar benim hakkımda 10’dan fazla hakaret ve tazminat davası açmıştı ve hepsini de ayrı ayrı kaybetmişti. Ama ben bile bir anda Fetöcü olmuştum!
★★★
Cem Küçük bu iktidarın en önde gelen destekçilerinden biriydi. Her konuda öne atılır, o değerli fikirlerini bütün medyaya anında gönderip yayınlanmasını sağlardı.
Doğrusu işini iyi bilen, pazarlamasını çok iyi başaran biriydi.
Bizim medyada ilginç bir kural vardır.
İyi gazeteci kendini iyi pazarlamayı bilmelidir! Örneğin her akşam farklı kanallarda yüz gösterip ahkâm kesen, bir günde üç ayrı kanalda kendisini gösteren çok bilmiş arkadaşlar gibi!
Doğrusunu isterseniz Türkiye’de bu kuralı benimsemiş çok sayıda ‘iyi gazetecimiz’ vardır!
★★★
Bizim medyaya iki gün önce ilginç bir haber daha düştü...
Gazeteci Cem Küçük savcılığa çağrılmış.
Hakkındaki iddialar şantaj ve tehdit!.
Ayrıca hakkında yolsuzlukları ve vurgunları inceleyen MASAK raporları da varmış.
Onu dün polislerle birlikte Emniyet’e götürülürken televizyonda izledim. Emniyet ifadesi bitmiş mahkemeye sevk edilmiş.
Kimlere, memleketteki hangi güçlülerin ismini kullanıp şantaj yaptığı ve tehdit ettiği araştırılıyormuş. Üzüldüm.
Zor durumda kalan birine burada sataşmak, hakkında ileri geri konuşmak, onu suçlamak aklımdan geçmez.
Daha da ötesine söyleyeyim...
Kendisini kastederek “Alma mazlumun ah’ını, çıkar aheste aheste” falan da demem... Çünkü yaralı kuşa taş atılmaz.
Geçmiş olsun der ve bu gibi yüz kızartıcı iddialardan aklanmasını dilerim.
★★★
Emin Çölaşan’ın notu:
Türkiye’de her yıl ormanlarımız cayır cayır yanar. Büyük paralarla çoğu Rusya’dan kiralanan yangın söndürme uçaklarımız ve helikopterlerimiz yeterli değildir.
Şimdi şu ciddiyetsizlik ve hesapsızlığa bir bakın. Ormanlarımız yanarken Recep Tayyip talimat verdi:
“İspanya’ya ve Fransa’ya ikişer yangın uçağı gönderin. Onlarda da yangınlar var.”
Zaten yetersiz olan filomuzdan 4 uçak eksildi.
Peki bizim yangınlar, bizim insanlarımız ne olacak?