Yaptıkça yapıyorlar maşallah!

Sevgili okurlarım, bizi yönetenlerin bir huyu vardır ve iktidarda kim olursa olsun bu uygulama asla değişmez...

Yaptıklarını bire bin katarak abartıp milletin gözünü boyarlar!

Başka bir deyişle milleti kandırmaya kalkışırlar.

Bunu başarmak ve milyonlarca insanımızı kandırmak elbette kolay iş değildir. Bunun için elinizde yeterli bir propaganda mekanizması olması gerekir. Bunu sağlamak öyle her iktidarın işi değildir. Yani zordur.

Ancak bizimkiler bunu fazlasıyla başardı!

Medyanın büyük bölümünü devşirdiler, ellerine geçirdiler. Özellikle de tarafsız olması gereken devlet medyasını.

TRT, Anadolu Ajansı vesaire...

Öteki iktidar medyası kuruluşlarının hepsinin patronu büyük iş insanları. Yani para babası büyük patronlar. Bunların hiçbiri gazeteci değil. İktidarın verdiği emirleri ve talimatları asla göz ardı edemezler.

Gazeteci olsalar bu işlerden hiç değilse biraz utanırlar ama tamamı para peşinde koşan piyasa adamları!

Her gün karşınıza çıkan birtakım televizyon kanallarına bakın.

Habertürk, NTV, CNN-Türk ve diğerleri...

Hepsi birden topluca AKP iktidarına propaganda aygıtı olarak hizmet verir.

Ama bunların en keskini, en önce geleni hangisidir diye soracak olursanız, kesinlikle CNN-Türk’tür.

Sahibi de ilginçtir! Hürriyet ve Milliyet gazeteleriyle birlikte bu kuruluşun da sahibi aynıdır:

Yıldırım Demirören isimli bir iş adamı.

Bu şahsa bu işleri yürütsün diye devletin Ziraat Bankası 800 milyon dolarlık kredi açtı. Ancak gelin görün ki Demirören bu parayı, yani milletin parasını yıllardan beri ödemiyor.

O kadar ki, bu konu Meclis’te bile iktidara sorulduğu halde yanıt bir türlü verilmiyor.

Daha doğrusu veriliyor!

“Efendim bu bir ticari sırdır ve açıklanması mümkün değildir!”

★★★

Şimdi bu konuya niçin girdiğime gelince...

Bu memleket nice depremler yaşadı. En sonuncusu, hepimizi can evimizden vuran ise üç yıl önceki 6 Şubat depremi oldu.

On binlerce insanımız yıkıntıların altında can verdi, çok daha fazlası ise evlerini, iş yerlerini yitirdi ve açıkta kaldı.

Bu insanların bir bölümü çadırlara, bir bölümü konteynerlere yerleştirildi, yine on binlercesi ise başka yerlere göç etti.

İktidarın propaganda aygıtı bu sürecin hemen ardından devreye sokuldu.

Öyle ya, milleti uyutmanın birinci koşulu olan medya gücü nasıl olsa ellerindeydi.

Yalan dolan faslı başladığında depremin yarattığı acılar henüz tazeydi, soğumamıştı.

★★★

Açıklamalar birbiri ardına yapılıyordu!...

“Vatandaşlarımız rahat olsun, deprem alanlarına TOKİ 450 bin konut yapacak ve bunları en geç iki yıl içerisinde bitireceğiz.”

Bu işlerin içinde kavrulan, konut yapım piyasasının tam da göbeğinde olan uzmanlar çıldıracak aşamaya gelmişti. Bu sözlere yanıt verdiler:

“Bu kadar kısa süre içerisinde 450 bin konut değil, olsa olsa 450 bin kümes yapılır.”

Bu söylem ne yazık ki doğru çıktı!.. Çünkü bu kadar konutun bitirilmesi mümkün olmadı. Olacaklar zaten belliydi ve gerçekler karşımızda belirdi.

Deprem darbesini yiyen insanlarımız böyle avutuldu ve kandırıldı.

Şimdi herkes kendi başının çaresine bakıyor, bazıları halen konteynerde yaşamını sürdürüyor.

Şimdi sıra geldi ikinci önemli furyaya... TOKİ bu kez düşük gelirli vatandaşlara ucuz fiyata 500 bin konut yapacakmış!

Yine gözümün önüne getirmeye çalıştım, ikisi beraber toplam 950 bin konut...

Sizin aklınız ve mantığınız bu rakamların ciddi (!) olduğunu kabul eder mi!

★★★

Bunların elindeki TOKİ oyuncağı aslında gerçek bir kapalı kutu.

Orada neler olup bittiğini, işleyişini, hesap hareketlerini bilen hiç kimse yok. Bu kuruluşun işleri acaba kimlere veriliyor, avantayı kimler alıyor, her şey meçhul. Ama daha da önemlisi, TOKİ kimler tarafından nasıl denetleniyor...

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum bize hikaye okumaktan vazgeçsin. Önce bu sorulara milletin önünde yanıt versin, yüz binlerce konut masalının uygulamasına daha sonra başlasın.

Yazarın Diğer Yazıları