Yazık oldu borsaya

Fon dolandırıcılığı “dizi filme” dönüştü. Her gün yeni bir bölüm vizyona giriyor. 170 ülkeye ihraç edilen ve yılda 1 milyar dolardan fazla hasılat yapan Türk dizileri için yeni bir “senaryo” konusu çıktı. Muhteşem Süleyman’dan sonra “Muhteşem Soygun” dizisi izlenmede bir numaraya oturur. Medyada yayınlanan haber ve yorumlara göre bu “nitelikli dolandırıcılık” fonlarda yapılmış gibi duruyor. Haber ve yorumlar daha dikkatli okunursa bu soygunun kaynağının “İstanbul Menkul Kıymetler Borsası”nda yapılan manipülasyonlar olduğu anlaşılır. Manipülasyon, bir hisse senedinin fiyatını “al gülüm ver gülüm” yöntemiyle şişirmektir. Nadiren de indirmektir. Bunun iktisattaki karşılığı “fiyatı yanlış yerde oluşturmaktır”. Galat olarak kapitalizm diye bilinen serbest piyasa ekonomisinin akli ve ahlaki temeli “fiyatların serbestçe oluşmasıdır”. Adam Smith buna “Görünmez El” adını vermiştir. İktisadın “sınırlı kaynakların sınırsız ihtiyaçlar arasında optimum tahsisi” sorununa bulduğu doğal çözüm işte budur. Serbestçe oluşacak fiyatlara, sermayenin yani hisse senetlerinin fiyatı da dahildir. “Hisse Senedi Borsası” (Stock Exchange) bunu gerçekleştirecek yegâne kurumdur.

GÖRÜNMEZ EL, GÖRMEZ EL DEĞİLDİR

Fiyatların serbestçe oluşması bazı şartlara bağlıdır. Bunların başında, alım satımı yapılan mal, mesela herhangi bir hisse senedi hakkında, alıcı ile satıcıların eşit düzeyde bilgi sahibi olması gelir. Eğer satıcı, alıcının; daha önemlisi alıcı, satıcının sahip olduğu bilgiye sahip değilse, oluşan fiyat “piyasa fiyatı” değildir. Çünkü taraflardan birinin görüşü perdelenmiş bu suretle “görünmez el, görmez el” haline sokulmuştur. Fiyatın doğru yerde oluşması için piyasada “çok satıcı, çok alıcı” olması gerekir. Tek veya az sayıda alıcı veya satıcının olduğu pazarlarda da bir “işlem fiyatı” vardır ama bu “piyasa fiyatı” (market price) değildir. Aynı kural emtia borsaları ile meyve sebze hallerinde de geçerlidir. Hele hele bu fon rezaletinde yaşandığı gibi, hisse fiyatını “tavan, tavan” yükselten, satıcı ile alıcı ortak hatta “iki şapkalı tek kişi” ise görünmez el devreden çıkartılmış demektir. Bu nitelikli dolandırıcılığın dik âlâsıdır.

HALKA AÇILMANIN BİR ADABI VARDIR

Fon krizi, bazı halka açılmaların aslında birer “nitelikli dolandırıcılık” projesi olduğunu ortaya çıkardı. Üzülerek söyleyeyim ki, bugün gündeme gelmeyen pek çok halka açılma da aslında “halkı kazıklama” girişimidir. Bu edepsiz halka açılmalardan hisse senedi alanlar “reel olarak” zarardadır. Paralarını Eurobond veya TL faizde nemalandırmış olsalardı daha iyi durumda olurlardı. Bunun temel sebebi, patronların ve onlara yol gösteren aracı kurumların, halka açılmayı “bedava borçlanma” olarak anlamalarıdır. Halka açılan anonim şirketler “kâr payı” dağıtmayı planlamak zorundadır. Fabrika resmi koyarak reklamla halka açılma kampanyaları yapıldı. Halka açılmanın “reklamı olmaz, bilgisi verilir” diye on kere yazı yazdım. Firma sahiplerini uyardım. Anlamak istemediler. SPK ve firmaların hukuk müşavirleri yasal engel yok dedi. Çünkü bu “usulüne uygun, esasına aykırı” uygulamadan çıkarları vardı.

SON SÖZ: Ahlak yoksa, hukuk faydasızdır.

Yazarın Diğer Yazıları