Yeni Şafak'ın Şimşek meselesi

Uzun süredir Yeni Şafak'ın manşetlerinde Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'e yönelik sert eleştiriler görüyoruz.

Bu başlı başına dikkat çekici bir durum.

Sonuçta ortada bir muhalefet gazetesi yok. İktidara yakınlığıyla bilinen bir gazete, Cumhurbaşkanı'nın göreve getirdiği bir bakanı neredeyse her gün manşetine taşıyor.

Elbette herkes bunun nedenini tartışıyor.

En sık karşılaştığım yorum şu:

"Yeni Şafak'ın aklında başka bir isim var. Mehmet Şimşek'i yıpratıp o ismin önünü açmaya çalışıyorlar."

Peki o isim kim?

Tahmin edeceğiniz üzere eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak.

Doğrudan söylemeye cesaret edemiyorlar ama imalar hep aynı yere çıkıyor. Sanki bu haberler Berat Bey'in bilgisi dahilinde hazırlanıyor, hatta onun isteğiyle yayımlanıyormuş gibi bir hava oluşturulmaya çalışılıyor.

Sayın Albayrak'ı biraz olsun tanıyan birinin aklından böyle bir senaryo geçmez.

Benim de bakanlığımı yaptığı dönemde çalışma imkânı bulduğum Berat Bey'i tanısalar, bu tür komplo teorilerini bir kenara bırakırlardı.

İşin bir başka ilginç tarafı daha var.

İktidara yakın bir gazete, Hazine ve Maliye Bakanı'nı sistematik biçimde ancak "maksatlı" eleştirecek...

Bu durum herkes tarafından bilinecek...

Cumhurbaşkanı da buna sessiz kalacak...

Bu senaryo da kendi içinde pek mantıklı durmuyor. Çünkü bende özel bir maksat aramıyorum.

Peki gerçek ne?

Gerçek şu:

Yeni Şafak bir süredir ekonomi politikalarını çok sert biçimde eleştiriyor. Doğal olarak Mehmet Şimşek de bu eleştirilerden payını alıyor.

Ancak burada iki temel sorun var.

Birincisi, yapılan eleştiriler ekonomik gerçeklikten kopuk.

İkincisi ise eksik ve hatalı bilgiler üzerine kurulmuş olmaları.

Peki bunu bilmiyorlar mı?

Bence bilmiyorlar.

Çünkü bilerek yapıyor olsalar, mesele başka bir yere gider.

Türkiye'de ekonomi üzerine konuşan çok insan var ama vergi tekniklerini gerçekten bilen uzman sayısı oldukça sınırlı. Bu nedenle ben ortada kasıtlı bir yönlendirmeden çok, teknik yetersizlik olduğunu düşünüyorum.

Gelelim iddialara...

Yeni Şafak diyor ki:

"Türkiye'deki yaklaşık 2 milyon şirket döviz işlemlerinden doğan gelirlerini beyan edip vergi verirken..."

Hayır.

Şirketler kur farkı gelirlerini elbette kurum kazancına dahil eder ve kurumlar vergisine tabi tutar.

Ancak Türkiye'de özel sektörün kronik bir açık döviz pozisyonu vardır. Bu nedenle toplam kambiyo zararı, toplam kambiyo kârından daha yüksektir.

Yani tablo artıda değil, eksidedir.

Dolayısıyla şirketler döviz kazançları nedeniyle topluca vergi ödüyor iddiası teknik olarak doğru değildir.

Hatta tam tersine daha düşük vergi matrahı ortaya çıkar.

Bir başka iddia şu:

"Bireylerin döviz kazancından vergi alınmaması TL'nin değerini eritiyor. Enflasyonu yükseltiyor. Faizlerin düşmesini engelliyor."

Öncelikle şunu belirtelim.

Gerçek kişilerin döviz alım satım kazançları sadece Türkiye'de değil, birçok ülkede de gelir vergisinin konusu değildir.

Bu tartışmada bazı kişiler "Ama binde 2 vergi alınıyor" diyor.

Evet doğru ama..

Karıştırılan konu başka.

Yeni Şafak'ın sözünü ettiği şey işlem vergisi değil, kazanç üzerinden alınacak gelir vergisi.

İkisi aynı şey değil.

Kaldı ki döviz alım satım kazançlarına yüksek oranlı gelir vergisi getirirseniz, Türkiye'ye gelecek sıcak paranın son dolarını da kaçırırsınız.

Zaten dünyadaki en yüksek faizlerden birini veriyoruz.

Buna rağmen yabancı sermayeyi bin bir nazla ülkeye çekmeye çalışıyoruz.

Bir de üzerine yüzde 25 vergi koymayı öneriyorsunuz.

O zaman ne kuru tutabilirsiniz ne de enflasyonu.

Üçüncü iddia daha ilginç:

"Gelir Vergisi Kanunu'nun 75, 80 ve 82'nci maddeleri döviz kazançlarını da kapsıyor."

Kanun maddelerini bir kez daha dikkatli okurlarsa kur farkı kazancının gelir vergisinin konusuna girmediğini göreceklerdir.

Dolayısıyla ortada uygulanmayan bir vergi değil, zaten mevcut olmayan bir vergilendirme var.

"Maliye kanunu uygulamıyor" algısı teknik olarak doğru değildir.

Gelelim Anayasa'nın 73'üncü maddesine...

Yeni Şafak diyor ki:

"Herkes mali gücüne göre vergi öder."

Güzel.

O halde gerçekten mali güce göre vergilemeyi konuşalım.

Şirketler vergi ödüyor ama bireyler ödemiyor deniyor ya...

Türkiye'de nice büyük şirketin ödediği kurumlar vergisi, çalışanların maaşlarından kesilen gelir vergisinin gerisinde kalıyor.

Yani zaman zaman işçi patronu fonlar hâle geliyor.

Geçen yıl Mehmet Şimşek'in açıkladığı verilere göre restoranların aylık ortalama kazanç beyanı 20 bin lira seviyesindeydi.

Aynı dönemde o işletmede çalışan asgari ücretli garsonun maaşı 22 bin 104 liraydı.

Şimdi soruyorum:

Mali güce göre vergileme buysa, konuşacak çok şeyimiz var.

Örnekleri artırabiliriz.

Listeyi uzatabiliriz.

Ama işin özü şu:

Ben Yeni Şafak'ın istikrarlı Mehmet Şimşek muhalefetinin arkasında gizli bir siyasi hesap olduğunu düşünmüyorum.

Ancak Mehmet Şimşek'in bu yayınlardan ciddi biçimde rahatsız olduğunu biliyorum.

İşin teknik tarafına gelirsek...

Yeni Şafak'ın ekonomi servisinin vergi konularında biraz daha güçlü bir kadroya ihtiyacı olduğu kanaatindeyim.

Arzu ederlerse kendi dünya görüşlerine de uygun bazı isimler önerebilirim.

Yazarın Diğer Yazıları