Airbnb ve benzeri dijital platformlar üzerinden yapılan kısa süreli konut kiralamaları, son yıllarda vergi idaresi ile vatandaşları karşı karşıya getiren en önemli uyuşmazlıklardan biri haline geldi. Tartışmanın fitilini ise 2023 yılında yürürlüğe giren turizm amaçlı konut kiralama düzenlemesi ateşledi.

Düzenlemeyle birlikte kısa süreli konut kiralamaları için Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan izin belgesi alınması zorunlu hale getirildi. Amaç; kayıt dışılığı önlemek, tüketiciyi korumak ve bu yeni alanı belli kurallara bağlamaktı. Ne var ki, iş vergi boyutuna gelince tablo değişti.

Vergi idaresi, turizm amaçlı kiralama izin belgesi alan kişilerin ticari faaliyette bulunduğu kabulüyle hareket etti. Sonuçta çok sayıda ev sahibi adına ticari kazanç mükellefiyeti tesis edildi; gelir vergisi, KDV, konaklama vergisi ve vergi cezaları peş peşe geldi. Yılda birkaç kez evini kiraya veren vatandaş da, onlarca daireyi profesyonel şekilde işleten işletmeler de aynı torbaya konuldu.

İtirazlar da tam bu noktada başladı.

Mükellefler, izin belgesi almanın tek başına ticari faaliyet anlamına gelmeyeceğini, her olayın kendi özellikleri içinde değerlendirilmesi gerektiğini savundu. Bunun üzerine uygulamanın usul ve esaslarını belirleyen 24 Ocak 2025 tarihli Gelir İdaresi Başkanlığı genel yazısının iptali istemiyle Danıştay'da dava açıldı.

Kaynak olarak ekle

Önce Danıştay 3. Dairesi gelir vergisi ve KDV yönünden, ardından Danıştay 7. Dairesi konaklama vergisi yönünden yürütmenin durdurulmasına karar verdi. Maliye'nin itirazı dosyayı Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu'na taşıdı. Ancak oradan da beklediği sonucu alamadı. Böylece vergi idaresinin dayanak yaptığı genel yazı hukuken işlevini büyük ölçüde yitirmiş oldu.

Danıştay'ın ortaya koyduğu yaklaşım açık: Turizm amaçlı kiralama izin belgesi alınması, tek başına kişiyi ticari kazanç mükellefi yapmaz.

Aslında bu karar sadece Airbnb ile ilgili değil. Vergi hukukunun en temel ilkelerinden birini yeniden hatırlatıyor. Vergilendirme peşin kabullerle değil, somut olayın özelliklerine göre yapılır. Bir faaliyetin ticari sayılıp sayılmayacağı; organizasyonuna, devamlılığına, kapsamına ve yürütülüş şekline bakılarak belirlenir. Tek başına alınan bir izin belgesi herkesi aynı hukuki statüye sokmaz.

Elbette onlarca konutu profesyonel şekilde işleten, bunu sürekli gelir elde etmek amacıyla yapanlar ticari kazanç hükümlerine tabi olacaktır. Buna kimsenin itirazı yok. Ancak yılda birkaç hafta yazlığını kiraya veren bir vatandaş ile fiilen otel işletmeciliği yapanları aynı kefeye koyarsanız, hukuk değil kolaycılık yapmış olursunuz.

Danıştay'ın kararı dijital ekonominin ortaya çıkardığı yeni vergisel sorunlar açısından da önemli bir mesaj veriyor. Devlet kayıt dışılıkla mücadele eder, denetim yapar, vergisini alır. Ama bunu yaparken kanunun sınırlarını genişleterek değil, kanunun içinde kalarak yapmak zorundadır. Çünkü vergi, yorumla değil kanunla alınır.

Şimdi ise yeni bir soru var.

Bugüne kadar vergisini ödeyenler ne olacak? Haklarında ceza kesilenler ne yapacak? Uzlaşanlar bu süreçten nasıl etkilenecek? Danıştay kararından sonra binlerce mükellefin önünde yeni bir belirsizlik oluştu.

Topu yine yargının önüne atmanın kimseye faydası yok. Gelir İdaresi Başkanlığı'nın bu konuda vakit kaybetmeden açıklama yapması, hem uygulamaya yön vermesi hem de yeni uyuşmazlıkların önüne geçmesi gerekiyor.

Çünkü hukuk devletinde belirsizlik, en ağır vergidir.