"Faize hayır" dedikçe gırtlağımıza kadar faize batıyoruz. "Faiz haram" diyoruz ama faizli sisteme her geçen gün biraz daha entegre oluyoruz. "Nas ortada dururken sana bana ne oluyor?" diyoruz ama maalesef uygulamada tam tersini yaşıyoruz. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yıllar önce, İslam hukukunda Kur'an ve sahih hadislerde yer alan açık hükümleri ifade eden "nas" kavramına atıf yaparak şöyle seslenmişti: "Nas ortada olduğuna göre sana bana ne oluyor?" Bu sözleri söylerken samimiyetinden hiçbir zaman şüphe duymadım. Sayın Cumhurbaşkanı'nın faize karşı duruşu yeni değil. Yıllardır aynı çizgiyi savunuyor. Peki o hâlde neden bu sarmaldan bir türlü çıkamıyoruz? Dün Hazine ve Maliye Bakanlığı haziran ayı bütçe gerçekleşmelerini açıkladı. İlk altı ay sonunda bütçe açığı 942 milyar lira oldu. Faiz dışı fazla ise 521 milyar liraya ulaştı. Muhtemelen ekonomi yönetimi bu tabloyu, "Hedeflerin altında bütçe açığı verdik. Mali disiplinden taviz vermiyoruz." diyerek değerlendirecektir. Kâğıt üzerinde yanlış değil. Ama madalyonun diğer yüzüne bakalım. İlk altı ayda bütçeden ödenen faiz tam 1 trilyon 464 milyar lira. Buna kira sertifikaları (sukuk) kapsamında yapılan ödemeleri de eklediğinizde rakam 1,6 trilyon lirayı aşıyor. Bugünkü kurla yaklaşık 34 milyar dolar. Altı ayda... Sadece faiz. Bir kalem satın alırsınız. Ucuzdur, pahalıdır... Ama günün sonunda elinizde bir kalem vardır. 34 milyar dolar faiz ödüyorsunuz. Peki elinizde ne var? Hiç. Faiz dışı fazla elbette önemlidir. Hiç yoktan iyidir. Ama 521 milyar liralık faiz dışı fazla, ödediğimiz 1,6 trilyon liralık faizin ancak küçük bir bölümünü karşılayabiliyor. Anaparadan tek kuruş eksiltebildik mi? Hayır. Faizin tamamını ödeyebildik mi? Hayır. Üstelik 942 milyar liralık bütçe açığı kadar yeniden borçlandık. Yani borç büyüyor. Anapara büyüyor. Faiz yükü kartopu gibi büyüyor. Üstelik yüzde 40'lara varan maliyetlerle borçlanmaya devam ediyoruz. Peki soralım. Nas ortada dururken neden bu çarkı kıramıyoruz? Çünkü gerçek çözüm sadece faiz dışı fazla vermek değil. Gerçek çözüm bütçe fazlası vermektir. Mali disiplin anlayışımızı değiştirmek zorundayız. Bütçe hazırlanırken hedef sadece açığı sınırlamak olmamalı. Hedef bütçe fazlası olmalı. Ancak o zaman hem faizi hem de anaparayı ödeyebilir, bu kısır döngüyü kırabiliriz. Aksi hâlde bu yıl sonunda ödenecek faiz 70 milyar dolara yaklaşacak. Gelecek yıl daha da fazla olacak. Sonra bir yıl daha... Ve bir yıl daha... Gerçekten de faizin olduğu yerde bereket olmaz. Faizin olduğu yerde servet belli ellerde toplanır, geniş toplum kesimleri ise yükü taşır. Bu mesele sadece "nas" meselesi değildir. Aynı zamanda adaletli gelir dağılımı meselesidir. Bir uyarı da şu... "Borcun millî gelire oranı düşük." söylemi kimseyi yanıltmasın. Emsal ülkelerle aramızdaki temel fark borcun büyüklüğü değil; borcun vadesi ve maliyetidir. Biz kısa vadeyle ve yüksek faizle borçlanıyoruz. Dolayısıyla rakamlarla dans edip kendimize iyi niyet mektupları yazmanın kimseye faydası yok. Yazıyı Sayın Cumhurbaşkanı'na kısa bir mektupla bitirmek istiyorum. Sayın Cumhurbaşkanım; Nas konusundaki samimi duruşunuza inanıyorum. Ancak bu anlayışın hayata geçebilmesi için 2027 bütçesi hazırlanırken ekonomi yönetimine açık bir hedef verilmesi gerekiyor: Bütçe fazlası. Faiz dışı fazla değil. Bütçe fazlası. Çünkü ancak o zaman hem faizi hem anaparayı azaltabiliriz. Ancak o zaman gelecek nesillerin omzuna yeni borç yükleri bırakmamış oluruz. Size borcun millî gelire oranını anlatabilirler. Faiz dışı fazla rakamlarını önünüze koyabilirler. Ama bunların hiçbiri tek başına çözüm değildir. Çözüm, bütçe fazlası veren bir mali yapıdır. Yetimin hakkını koruyacak olan da budur. Faiz lobilerini değil, emekliyi, işçiyi ve üreticiyi rahatlatacak olan da budur. Saygılarımla. Mahmut AydoğmuşSözcü Yazarı