Yakın dostları Temel'in yanına gelmiş.
"Bak kardeşim" demişler, "çok açıldın. Borcunu altından kalkamayacağın noktaya getirdin. Böyle giderse batacaksın."
Temel omuz silkip cevap vermiş:
"Ben ne düşüneyim? Alacaklı düşünsün."
Şimdi bu hikâyeyi biraz değiştirelim.
Bir gün Bakana sormuşlar:
"Sayın Bakanım, bu borçla nereye gidiyoruz?"
Bakalım gerçekten nereye gidiyoruz...
Sayın Mehmet Şimşek göreve geldiğinde, Haziran 2023 itibarıyla merkezi yönetim brüt borç stoku 4,7 trilyon TL seviyesindeydi.
2023 yılı tamamlandığında ise bu rakam bir anda 6,7 trilyon TL'ye çıktı.
O dönem pek kimsenin dikkatini çekmedi.
Sonuçta Şubat 2023'te büyük deprem felaketi yaşanmıştı.
"Gittiyse oraya gitmiştir" denildi.
Yedi ayda gerçekleşen 2 trilyon liralık borç artışı pek sorgulanmadı.
Ancak kamu maliyesine ve bütçe sistemine biraz vakıf olunca ortaya farklı bir tablo çıkıyor.
Deprem nedeniyle yapılan konut harcamaları da, sosyal yardımlar da, AFAD ve diğer kamu kurumlarının yaptığı harcamalar da bütçe içerisindedir.
Devlette harcama bütçeden yapılır.
Bütçe gelirleriyle finanse edilir.
Gelirin yetmediği yerde bütçe açığı oluşur.
O açık da borçlanmayla karşılanır.
Peki bakalım...
2023 yılında, Sayın Şimşek'in göreve geldiği Haziran ayından yıl sonuna kadar bütçe açığı ne kadar olmuş?
263 milyar liralık bütçe açığıyla devralınmış ve 1 trilyon 374 milyar liralık açıkla tamamlanmış.
Yani 7 aylık dönemde 1,1 trilyon liralık ek bütçe açığı oluşmuş.
Peki borç ne kadar artmış?
2 trilyon lira.
Deprem harcamalarının zaten bütçe içerisinde yer aldığını kabul ediyorsak, bütçe açığı 1,1 trilyon lirayken kalan yaklaşık 900 milyar lira nereye gitmiş?
Gelelim 2024 yılına...
Bütçe açığı: 2,1 trilyon TL.
Borç artışı: 2,5 trilyon TL.
Yine bütçe açığından daha fazla borçlanma var.
6,7 trilyon liralık borç stoku bir yılda 9,2 trilyon liraya yükselmiş.
Peki 2025?
Bütçe açığı: 1,8 trilyon TL.
Borç artışı: 4,4 trilyon TL.
İşte burada durup düşünmek gerekiyor.
Bütçe açığının yaklaşık 2,5 katı kadar borçlanma yapılmış.
9,2 trilyon liralık borç stoku 13,6 trilyon liraya çıkmış.
Ve 2026'nın ilk beş ayı...
Bütçe açığı: 1 trilyon TL.
Borç artışı: 1,4 trilyon TL.
Bu yılda da tablo değişmiyor. Borçta oldu mu size 15 trilyon. 3 yılda 3 kat...
Elbette bütçe dışında yapılan işlemler, borç çevirme mekanizmaları, kasa ve nakit yönetimi uygulamaları vardır.
Devlette kayıt esastır.
Hiçbir rakam buhar olup uçmaz.
Ancak ortada dikkat çekici bir gerçek bulunuyor:
Sayın Şimşek'in göreve geldiği günden bugüne yaklaşık 5,2 trilyon liralık bütçe açığı oluşurken, borç stoku yaklaşık 10,2 trilyon lira artmış durumda.
Aradaki fark yaklaşık 5 trilyon lira.
Rakamla:
5 trilyon TL.
Dolar karşılığıyla:
Yaklaşık 108 milyar dolar.
Tekrar etmekte fayda var.
Bu rakam, bütçe açığından kaynaklanan borçlanma ihtiyacının dışında kalan tutar.
Sonra Sayın Bakan çıkıp diyor ki:
"Borç stokumuzun milli gelire oranı OECD ortalamalarının altında. Makul seviyedeyiz."
Belki öyledir.
Belki borcumuz gerçekten milli gelire oranla yönetilebilir seviyededir.
Ancak ben şu sorulara cevap bulmadan "borcumuz az mı, çok mu?" tartışmasına geçemiyorum.
Birinci soru:
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan Sayın Şimşek'in göreve geldiği güne kadar 4,7 trilyon TL olan merkezi yönetim brüt borç stoku, üç yılda nasıl 14,9 trilyon TL seviyesine ulaştı?
Yani nasıl 10,2 trilyon lira arttı?
İkinci soru:
Bu üç yılda yaklaşık 5,2 trilyon lira bütçe açığı oluşmuşken, buna ilave yaklaşık 5 trilyon liralık borçlanma neden yapıldı?
Bu kaynak nerede kullanıldı?
Bu mesele sıradan bir muhasebe detayı değildir.
Hele ki söz konusu rakamlar trilyonlarla ifade ediliyorsa...
Ben de hem Bakanlığa bir çağrı yapayım hem de tarihe not düşeyim:
Nerede bu 5 trilyon?