O kadar çok tartışıldı ki, bugün gelinen noktayı anlamak için hafızayı biraz tazelemek gerekiyor. 2017 yılında Vergi Denetim Kurulu bünyesinde bir komisyon kuruldu. Küresel ölçekte faaliyet gösteren dijital platformların Türkiye'de elde ettikleri gelirler vergi incelemesine alındı. O süreçte komisyonun ekip başkanlığını ben yürüttüm. Dönemin Maliye Bakanı Naci Ağbal, incelenmesi gerektiğini düşündüğümüz tüm platformlar için onay verdi. Hakkını teslim etmek gerekir; yıllarca Türkiye'de tek kuruş vergi ödemeyen şirketlere milyonlarca liralık vergi ve ceza tarh edildi. Ancak bizim asıl hedefimiz geçmişi cezalandırmak değil, geleceği düzene sokmaktı. Esas amaç, bu şirketlerin Türkiye'de ofis açmaları ve vergi mükellefi olmalarıydı. Yıllardır tartışılan meselenin temelinde ise uluslararası vergi hukuku vardı. Çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarındaki "iş yeri" tanımı, dijital şirketler açısından ciddi tartışmalar doğuruyordu. Özellikle internet sitelerinin iş yeri sayılıp sayılmayacağı konusunda önemli ihtilaflar vardı. Tam da bu nedenle OECD'nin BEPS (Matrah Aşındırması ve Kâr Aktarımı) Eylem Planı, küresel ölçekte yeni bir yol haritası ortaya koydu. Sürecin ardından bazı küresel şirketler diplomatik ve hukuki girişimlerle Türkiye'de ofis açtı, vergi mükellefi oldu. Bazıları ise direnmeyi tercih etti. Hazırlanan raporların bir kısmı uzlaşmayla sonuçlandı, bir kısmı ise yargıya taşındı. Aslında Booking.com dosyası da bu büyük dönüşümün yalnızca bir parçasıydı. Hollanda merkezli Booking.com'un Türkiye'deki faaliyetlerinde mesele yalnızca vergi değildi. İşin bir diğer boyutu rekabet hukukuydu. Türkiye'de faaliyet gösteren tüm fiziksel ve dijital seyahat acenteleri vergi mükellefiyken, sektörün en büyük oyuncusunun sıfır vergi ödemesi kabul edilebilir değildi. Bu durum açık bir rekabet eşitsizliği yaratıyordu. TÜRSAB'ın sürece taraf olmasıyla birlikte yargı süreci başladı ve Booking.com'un yurt içi rezervasyon faaliyetleri 2017 yılında durduruldu. Aradan dokuz yıl geçti. Bu süreçte pek çok hukuki aşama geride bırakıldı. Nihayet sorunun çözümüne yönelik olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı bir kanun taslağı hazırladı. Ayrıntıları önümüzdeki günlerde göreceğiz. İlke olarak ticarette yasakçı anlayışları, hele hele sektörün küresel oyuncularını dışlamaya yönelik uygulamaları doğru bulmam. Ancak bu dosyada TÜRSAB'ın ortaya koyduğu duruşun haklı olduğu kanaatindeyim. Çünkü vergi hukukunun en temel ilkesi eşitliktir. Aynı işi yapıyorsanız aynı kurallara tabi olursunuz. Türkiye'deki bütün seyahat acenteleri vergisini öderken, siz "Ben küresel şirketim." diyerek bu yükümlülükten kaçamazsınız. Kural herkes için geçerlidir. Bugün ise tablo önemli ölçüde değişti. OECD'nin BEPS Eylem Planı'nın en önemli ayaklarından biri olan küresel asgari kurumlar vergisi uygulaması yürürlüğe girdi. Artık ülkeler çok uluslu şirketlerden en az yüzde 15 kurumlar vergisi alma hakkına sahip. Booking.com da bu sistemin içinde yer alıyor. Dolayısıyla yurt içi rezervasyonlar bakımından yıllarca tartışılan vergi kaynaklı rekabet eşitsizliği büyük ölçüde ortadan kalkmış durumda. Kalan hukuki boşlukların da yapılacak yasal düzenlemeyle giderilmesi bekleniyor. Elbette mesele yalnızca Booking.com'dan ibaret değil. Aynı hukuki zeminde faaliyet gösteren başka küresel dijital platformlar da bulunuyor. Yapılacak düzenleme, onlar açısından da önemli bir emsal niteliği taşıyacak. Sorunun çözüme kavuşması Türkiye açısından önemlidir. Çünkü bu platformlar küresel turizm ekosisteminin en güçlü aktörleri arasında yer alıyor. Dünyada ülkelerin turist çekmek için her geçen gün daha sert rekabet ettiği bir dönemde, bu şirketlerle yaşanan hukuki belirsizliklerin sona ermesi ülkemizin menfaatinedir. Bu nedenle sürecin tamamlanması yönünde ortaya koyduğu irade dolayısıyla Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'u kutlamak gerekir. Görünen o ki yasal düzenleme kısa süre içinde tamamlanacak ve Booking.com başta olmak üzere gerekli şartları sağlayan küresel dijital platformlar yeniden Türkiye'de yurt içi çevrim içi rezervasyon hizmeti sunabilecek.