Sezonun ilk derbisinin kazananı, hem skor hem de oyun anlamında Beşiktaş oldu.
Ancak benim adıma bu derbiden akılda kalan en önemli detay, Beşiktaş’ın rakibinden bağımsız olarak kendi oyununu sahaya yansıtmasıydı.
İstek,
hırs,
mücadele
ve belki de hepsinden önemlisi inanmışlık…
Vincenzo Italiano ile birlikte Beşiktaş’ta yeniden ortaya çıkmış görünüyor.
Beşiktaş, deplasmanda 50 bin Fenerbahçeli taraftarın önünde adeta kendi evinde oynar gibiydi. Rakip ceza sahasında 28 kez topla buluştu, 14 şutun 6’sında kaleyi buldu ve 1,75 gol beklentisi üretti.
Fenerbahçe ise rakip ceza sahasında 14 kez topla buluşurken 9 şut çekti, yalnızca 2 isabet sağladı ve 0,59 gol beklentisinde kaldı.
Elbette tek bir maçın istatistikleri her şeyi anlatmaz. Ancak bu rakamlar, sahadaki genel görüntüyü destekleyen önemli veriler. Beşiktaş artık ne oynadığını bilen, sahaya belirli bir planla çıkan ve bu planı rakibin kim olduğundan bağımsız şekilde uygulamaya çalışan bir takım görüntüsü veriyor.
Fenerbahçe'nin golü de aslında bu farkı ortaya koyuyordu. Gol, olgunlaşan ve organize bir hücumun sonunda değil, oluşan bir karambolün ardından geldi. Fenerbahçe adına gecenin en güçlü performansı ise kaleci Ederson’dan geldi.
Beşiktaş’ın geldiği noktayı anlatmak için Orkun Kökçü’nün maç sonundaki açıklaması belki de her şeyden daha anlamlıydı.
İkinci golde Vlahovic’e attığı pası, onu görmeden, Vlahovic’in o bölgeye geleceğini tahmin ederek verdiğini söyledi.
İşte bu, bir takımın yalnızca bireysel yeteneklerle değil, oyun ezberiyle hareket etmeye başladığının göstergesi.
Oyuncular birbirlerinin ne yapacağını öngörebiliyor. Koşuyu görmeden pasın nereye atılması gerektiğini biliyorlar. Bu da teknik direktörün oyun planının sahada oyuncular tarafından içselleştirilmeye başladığını gösteriyor.
Gecenin bir başka öne çıkan ismi ise Trossard’dı.
Dünya Kupası'nda neden en iyi beş oyuncu arasına seçildiğini bir kez daha gösterdi. Özellikle Türkiye'de maçtan önce ortaya atılan ve “Oğuz Aydın, Trossard’dan daha iyi” gibi iddiaları ortaya atan futbol aklının, Trossard’ın bu seviyedeki etkisini yeniden hatırlaması gerekiyor.
İlk golde Rıdvan’a yaptığı müthiş asist ve ikinci golün başlangıcında Salih’e verdiği pas, onun imzasını taşıyan iki önemli dokunuştu.
Trossard’ın farkı yalnızca attığı ya da hazırladığı gollerde değil; oyunun hangi bölgesinde, hangi anda ve ne yapması gerektiğini bilmesinde ortaya çıkıyor.
Orta sahada ise Salih ve Orkun, Guendouzi ve Kante ikilisinden daha etkili bir performans ortaya koydu.
Özellikle Salih, Beşiktaş’ın oyunundaki en önemli parçalardan biri olduğunu bir kez daha gösterdi. Topla ilişkisi, oyunun yönünü değiştirmesi ve takımın hücum bağlantılarını kurması açısından çok değerli bir performans sergiledi.
Orkun ise yalnızca mücadele gücüyle değil, oyunu okuma becerisiyle de Beşiktaş’ın merkezindeki kaliteyi yükseltti.
Vlahovic ise yalnızca golüyle değil, kazanma hırsıyla da dikkat çekti.
Takımını sahiplenen, mücadeleden kaçmayan ve kritik an geldiğinde sorumluluk alabilen bir oyuncu profili çizdi. Beşiktaş’ın ihtiyaç duyduğu maç kazandıran karakterlerden biri olabileceğini bu derbide net biçimde gösterdi.
Derbinin bir diğer önemli başlığı ise hakem ve VAR kararlarıydı.
İki pozisyonda kırmızı kart ihtimalinin değerlendirilmemesi oldukça tartışmalıydı. Milan Skriniar’ın, Vlahovic’e yönelik dirsek ve boğaz bölgesindeki müdahalesi ile Archie Brown’ın hakeme yönelik sözleri, Kerem’in tartışmalı penaltı pozisyonundan çok daha net olan anlardı.
Beşiktaş’ın sezonun en önemli sınavlarından birinde ortaya koyduğu oyun, gelecek adına oldukça önemli sinyaller verdi.
Burada asıl değerli olan yalnızca derbiyi kazanmak değil; nasıl kazandığı.
Beşiktaş artık sahada bir planı olan, ne oynamak istediğini bilen ve bunu rakibine kabul ettirebilen bir takım görüntüsü veriyor. Oyuncuların birbirlerinin oyununu anlamaya başlaması, teknik direktörün fikirlerinin sahaya daha net yansıması ve takımın mücadele gücünün yükselmesi, geleceğe dair umut verici işaretler.
Fakat Vincenzo Italiano’nun da maç sonrasında söylediği gibi, daha gidilecek çok yol var.
Bu derbi bir son değil, Beşiktaş adına yeni bir başlangıcın güçlü bir işareti. Bana göre Beşiktaş'ın bu sene ki yılıdızı Vincenzo Italiano...