Bir direnişten neler öğrendik?

Doruk Madencilik işçilerinin tarihi direnişi sonuç verdi.

15 ayda kimi 2, kimi 3 kez maaş alabilmişti.

Sadece “hak ettikleri” için, alınlarının teri için…

Eskişehir’den Ankara’ya tam 9 gün yürüdüler.

Sesleri duyulmadı.

Enerji Bakanlığı önünde açlık grevine başladılar.

Tekmelendiler.

Biber gazı yediler.

Yüzlerce madenci gözaltına alındı.

Sonunda İçişleri Bakanı işvereni aradı.

“Ricacı” oldu.

“Neyse ki” patron bu ricayı geri çevirmedi.

İşçiler ve işveren İçişleri Bakanlığı koordinasyonunda bir araya geldi.

Uzlaşı sağlandı.

Peki bu direniş bize ne öğretti?

Gelin madde madde bakalım.

***

1. Çalışmak bu ülkede “aç” olmanın önüne geç(e)miyormuş.

Asgari ücretin açlık sınırının altında kaldığı ülkede milyonlar zaten açlığın kıyısında yaşıyor.

Bir de maaşların ödenmediğini düşünün…

“Çalışan yoksulluğu” artık bir kavram değil, hayatın ta kendisi.

Madencilerden birinin elinde bir liste vardı:

Bir kilo domates,

bir kilo salatalık,

3-4 kilo patates,

birkaç limon…

Toplamda 300-400 liralık bir alışveriş.

Utancın listesi aslında.

“Alamadım” diye feryat ediyor.

Bu ülke yerin kilometrelerce altında çalışan insanlar için lüks olmuş.

***

3. Soma’dan bu yana değişen bir şey yokmuş.

Yusuf Yerkel’i hatırlarsınız.

301 madencinin hayatını kaybettiği Soma faciasının ardından, bir madenci yakınına tekme atan isim…

O tekmenin hesabı sorulmadı.

Aksine…

Önce Frankfurt’a “ticari ataşe” olarak atandı.

Sonra Türkiye Futbol Federasyonu’na geçti.

Tekme attığı için değil, “tekme attığı dizinde oluşan şişlik” nedeniyle rapor aldı.

O günden bu yana değişen yok.

Madencinin “fıtrat”ına yine tekme yazılmış.

Bu ülkede hala acı çeken değil, acı çektiren korunuyormuş.

***

3. Sistem rica minnet üzerinden dönüyormuş.

Madenciler 180 kilometre yürüdü.

Çalışma Bakanı ortada yoktu.

Enerji Bakanlığı’na gitmek istediler.

Tekmelendiler.

Biber gazı yediler.

Gözaltına alındılar.

Sonra açlık grevi…

Hastaneler…

Ve en sonunda… Bir masa.

Ama o masa direnişle değil, “ricayla” kuruldu.

Ramazan geldi mi yerin altında sahur yapıp emek güzellemesi yapan bakanlar…

Emeğin hakkı söz konusu olunca “Muhatap değiliz” dedi.

İktidara yakın bir gazeteci aslında polis müdahalesini sormak için İçişleri Bakanı’nı aradı.

“Nedense” İçişleri Bakanı devreye girdi.

Patronu aradığını söyledi.

Patron “Tamam” dedi.

“Bakanın ricası karşılık buldu” diye yazıldı.

Bakan müjdeyi işçilere değil, onu arayan gazeteciye verdi.

Demek ki bu ülkede “ricacı” olmak lazımmış.

Hukuk kapısı kapanınca…
Telefonlar devreye giriyormuş.

***

4. Bubir emek meselesi değilmiş sadece.

Bir imtiyaz meselesiymiş.

Kahramanmaraş depreminde…

40 günlük bebeğini evde bırakıp enkaza koşan madenciler vardı.

10 binden fazla madenci günlerce en riskli alanlarda çalıştı.

Binlerce insanın hayatına dokundu.

Ama kendi hayatlarına gelince…

Aynı devlet, aynı sistem ortada yoktu.

Yerin altında metan gazı…

Yerin üstünde biber gazı.

Madenciye reva görülen buymuş.

Bu ülkede bazı hayatlar daha değerliymiş…
Bazıları sadece gerektiğinde hatırlanıyormuş.

***

5. Söylenenle yapılan birbirini tutmuyormuş.

Günlerdir suskun olan Enerji Bakanı, direnişin bittiği gün konuştu.

“Ben bu şirkete bir daha asla ruhsat vermem” dedi.

Ama aynı gün…

Aynı şirkete yeni maden projesi onayı çıktı.

Bir yanda sözler…

Diğer yanda imzalar.

Ya söylenenle yapılan farklıymış.

Ya da bakan olmak, karar vermeye yetmiyormuş

***

6. Ruhsat bolmuş ama hak yokmuş.

Bir de tablonun diğer tarafı var…

Bir yanda maaşını alamayan işçi…

Diğer yanda tarih koleksiyonu yapan ve korunan bir patron…

Yıldızlar SSS Holding.

Binlerce maden ruhsatı…

Ülkenin dört bir yanında faaliyet…

Yönetici kadrolarıyla siyaset arasındaki yakınlık…

TÜGVA’dan bakanlık danışmanlıklarına, milletvekili adaylıklarına uzanan kariyerler…

Ve bir müzayedede, patronun 1,1 milyon liraya aldığı Osmanlı cep saati.

Bu ülkede emek küçülürken, servet büyüyormuş.

***

7. Lazım olunca sendikalar yine ortada yokmuş.

Ankara’da büyük bir direniş yaşandı.

Bağımsız Maden İş oradaydı.
Yöneticileri gözaltına alındı.

1 Mayıs öncesi bolca emek, alın teri açıklamaları yapılıyor.

Ama büyük konfederasyonlardan hiçbiri orada yoktu.

Türk-İş Başkanı’na soruldu.
“Televizyonlardan gördüm” dedi.

Demek ki bu ülkede işçi yalnız bırakıldığı halde hayatta kalmaya çalışıyormuş.

***

Sonuç…

Bu direniş bize şunu öğretti:

Bu ülkede sorun sadece ekonomi değil.

Sorun, kimin korunup kimin korunmadığı.

Kimin duyulduğu…

Kimin susturulduğu…

Ve en önemlisi…

Bu ülkede hak, hukukla değil, direnerek alınıyormuş.

Ama soru şu:

Herkesin direnecek gücü var mı?

Yoksa bu düzende…

Hakkını almak için önce tükenmek mi gerekiyor?

Yazarın Diğer Yazıları